Zekeriya Yıldız

Zekeriya Yıldız


"Önce İnsan Olmalı İnsan-Daha Sonra Her ne Olacaksan..."

02 Şubat 2020 - 20:20

Etrafınıza baktığımızda kendini bir şey sanan birileri mutlaka vardır; gerçekte hiçbir şey olmadıkları her hallerinden belli olduğu halde, kendilerini çok şey sanır bu büyük masalılar…
Bu “kanayaklıların” özgüveni öylesine çeliktendir ki, ne yapsanız sarsamazsınız. Çünkü dünyaya ayrıcalıklı bir şahsiyet olarak gönderildiklerini zannederler.
Kirli tırnağına bile dokunulsa, dünyayı yakacak ateşleri olsa,  kimseye merhamet etmezler...
Trafik lambasında yanan ışığın rengi ne olursa olsun doğru ışıkta geçerler,  onlar gayret göstermeseler etrafındakiler hep cahil kalır zannederler.

“Onlar” alt basamaktaki güzel hasletlerini bir üst basamakta unuturlar. Babalarından görmediği iyiliği bile yapsanız, kendilerince bir karşılık bulurlar.

Okumadan hafız, yazmadan üstattırlar…
Bazı fizik kanunlarından, ya da yerçekiminden bahsederken bile onları hesaba katmak lazım...
Her türlü atraksiyonla üst merdivenlere ulaşınca, Cemaziyelevvel’levrini unuttuklarına hayret edersiniz… (“Cemaziyulevvel” deyimiyle kişinin geçmişteki hallerine vurgu yapılır)
Bu tiplere, “ben senin cemaziyelevvelini çok iyi bilirim” deyimi birileri tarafından sık sık hatırlatılmalı…

Cemaziyelevvel’in hikayesi ise şöyledir:
Cemaziyelevvel; Osmanlıda arşivciliğe büyük önem verilir ve devlete ait her belge titizlikle saklanırdı.
Şimdiki gibi dosyalama düzeninin olmadığı o dönemde devlet dairelerinde bu iş için çuvallar kullanır ve her ay için biriken belgeler bir torbaya doldurarak üzerine evrakların ait olduğu ayın adı yazılırdı. Sene sonunda on iki tane olan evrak torbaları arşive kaldırılırdı.
Arşive kaldırılan belgelerin birbirine karışmamasının ve arandığı zaman kolay bulunabilmesinin sağlanması için torbaların üzerine iri yazı ile ait olduğu ayın adı yazılır, bundan sonra torbalar depoya indirilip, orada sıraya konulurdu.
O tarihlerde hicri takvim kullanıldığından torbaların üzerine yazılan aylar; recep, şaban, ramazan, cemaziyelevvel, cemaziyelahir şeklinde idi…
Yıllardan birinde “cemaziyelevvel” ayına ait belgelerin bir sandığa konulup, sandığın kapağı mühürlenerek belgelerin başka bir yere götürülmesi gerekmiş…
Görevli kâtip dar gelirli bir memurdu, istenilen belgeyi sandığa boşalttıktan sonra boş torbayı alıp evine götürmüş.
Bir süre sonra da fakirlik nedeniyle bu torbadan kendine bir iç çamaşırı diktirmiş.
Torbanın üzerindeki yazı birkaç kez yıkanmasına karşın çıkmamış ve torbanın üzerindeki cemaziyelevvel yazısı, iç çamaşırın arka bölümünde olduğu gibi kalmış.
Bir gün hamama giden katip, orada daire arkadaşı ile karşılaşmış.
Arkadaşı katibin iç donunun üzerinde kalan “cemaziyelevvel” yazısını fark etmiş.
İşi anlamış ama ses çıkarmamış.
Gel zaman git zaman torba hırsızı katip, mesleğinde terfi ederek müdür olmuş…
Eski arkadaşlarına tepeden bakmaya başlamış…
Hamamda rastladığı arkadaşı da onun emrinde çalışıyormuş.
Bir gün aralarında bir tartışma çıkmış.
Gururu kırılan arkadaşı eski torba hırsızı müdüre açmış ağzını, yummuş gözünü:
“Haydı canım sen de, kime hava atıyorsun?
Ben senin cemaziyel-evvelini bilirim…” cümlesi ile beraber birçok şey saymış…

Evet ben de senin cemaziyel - evvelini iyi bilirim "arkadaş"
Etrafımıza baktığımızda böyle birileri mutlaka vardır…

“İnsan” geldiği yeri, komşusunu, arkadaşını, dostunu unutmamalı…
Bu gün sahip olunan o makam ve imkanların elden uçup gideceği zamanın mutlaka geleceği aşikardır.

Geçmişini, dostunu, arkadaşını unutmadan…
“Önce insan olmalı insan...
Daha sonra her ne olacaksan…”
 Selam ve dua ile…