Zekeriya Yıldız

Zekeriya Yıldız


“Keşke çocuklarıma daha fazla vakit ayırsaydım”

27 Mart 2021 - 23:31

Değerli okurlar, sevgili Manisalılar,  eski soru ve sorunlardandır: ‘Ne olacak bu gençliğin hali?’…  Öncelikle kendi çocuklarımız için isteriz, bize benzesinler. Hususiyetlerimizi alsınlar. Sözümüzden çıkmasınlar. Yaptığımız hataları yapmasınlar. Hatta bizden daha iyi olsunlar. Kendi mizacımızı ve meziyetlerimizi; olmak istediğimizi onlarda görmek isteriz. Fakat bu ne derece mümkün?..
Okuduğumuz birçok hatıratın ve dinlediğimiz nice hatıranın sonu şöyle biter: “Keşke çocuklarıma daha fazla vakit ayırsaydım” diye…
Peki, bizler annemiz, babamız, dedemiz gibi miyiz? “Keşke olabilseydim”...
Bu satırları yazarken, “mum dibine ışık vermez” ile “armut dibine düşer” sözleri arasında gidip geliyorum…
Şahitliğim şu ki; her nesil, kendi özelliklerini de beraberinde getiriyor. Büyüdüğü çağın, yetiştiği ortamın rengini, kokusunu.. alıyor. Otuz sene önce dünya üstünde olmayan binlerce şey, bugün var. Mesela sosyal medya kimin aklına gelirdi? İnanılmaz oyunlar, imkânlar? Demem o ki, şartlar sürekli değişiyor.
İstikbal kelimesinin karşılığı olarak; gençler geleceğimizdir…  Mesuliyet ve mensubiyet duygusuyla bu meseleye yaklaşanlara itimadımız tam, samimiyetlerinden zerre şüphemiz yoktur. Fakat “gençlik elden gidiyor” çığlığı atan bazı kimseleri de iyi tanıyoruz. Kaç gencin elinden tutmuşlar? Hangi yeteneğin yolunu açmışlar? Hep şikâyet, hep şikayet..
“Sosyal medya” gençliğimizin gözünü kör etmiş değil.
Elbette, bu sele kapılıp gidenler oluyor.
Bizim dönemimizde de başka seller olmuştu, hem de dünya kadar.
Bugün, öne çıkartılan bazı olumsuz görüntülerden hareketle koca bir gençliği “damgalamak” çok yanlış bir tavır olur.
Yirmi dördüne kadar, saçma sapan “eğitim sistemleri” ve  “modellerine” mahkûm ettiğimiz, kabiliyetlerini kale almadığımız, hatta törpülemek için elimizden geleni yaptığımız gençliğimiz, bugün karşımızda hak ettiğimizden çok daha fazlası olarak duruyor.
Her şeye rağmen gençlerimizin çoğu, bizim kendilerine gösterdiğimiz sevgi ve saygının çok daha fazlasını sunuyor bizlere. Onları anlamaya çalışmak bizim vazifemiz…
Bugünün gençliği müthiş bir “belirsizlik girdabı”nın içinde...
“Belirsizliğin” insanı nasıl yıprattığını hiç şüphesiz hepimiz çok iyi biliriz.
Çoğu, üniversiteyi bitirdiğinde alacağı diplomanın ne işe yarayacağını bile bilmiyor.
Bu hayat pahalılığında,  nasıl yuva kurabileceğinin, o yuvanın devamını sağlamak için gerekli olan geliri nasıl elde edeceğinin endişesi içinde.
Üniversiteyi bitirmiş olan gençlerin çoğu, birçok alandaki “mezun bolluğu”ndan dolayı iş bulmakta büyük güçlükler içinde.
Devam eden “Plandemi” belirsizliği; “yarın işsiz kalır mıyım?” endişesi…
Ya siyasetteki belirsizlik... “Onlar gelirse hepimizi yakarlar” diyenler ve diğer tarafta da, “esas biz gelmezsek onlar hepimizi yakar!” diyenler!..
Zannedilmeye ki gençler, bütün tartışmalardan, karşılıklı tehditlerden ve ortamdaki belirsizlikten habersiz bir şekilde yaşıyor!..
Büyüklerin gerginliği çocuklara ve gençlere ister istemez yansıyor…
Büyüklerin “beka” endişesi, çocukları ve gençleri endişelendiriyor…
Mesele gençliğin bilmezliğinden, anlaşmazlığından filan değildir…
Gençler dünü de bugünü de bilmesi gerektiği kadar iyi biliyor.
Onlar çok lâf istemiyor…
Lafı fazla dolandırmadan sözün özü şu: “Güzel Ahlâk” rol modelleri olabilirsek bizi severler, bize yakın dururlar…
Ve hep başarılı olmak için çalışan bir babamın hayattaki en büyük başarısı, mutlu bir çocuk yetiştirmek olmalıdır.
Bunu “lâfta” bırakırsak, ne bekleyebiliriz ki, çocuklarımızdan ve gençlerimizden!..
Selam ve dua…