Zekeriya Yıldız

Zekeriya Yıldız


Avrupa’nın Ortasında Bir Bilge

07 Mart 2021 - 20:39

        “Avrupa’nın ortasında ve gözü önünde büyük bir soykırım yaşatıldı”…  Sırpların zulüm ve soykırım girişimlerine maruz kalmış Boşnak halkının, Sırplardan kendilerine yaptıklarının aynısını yaparak intikam almak istenmesine karşı Aliya İzzetbegoviç;  “Biz de zulüm yaparsak zulme karşı savaşmamızın ne anlamı kalır?” diyerek bir insanlık dersi vermişti…  
          “Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur” cümleleriyle bu derse noktasını koymuştu Aliya.
            Günümüz ve bundan sonraki yüzyıllarda dünyanın bütün liderleri özellikle politikada ciddiyet, ahlak, dürüstlük, çalışkanlık, başarı, konularında Aliya’dan çok şey öğrenecekler...
             Aliya İzzetbegoviç’in bütün kitapları; din, insanlık, siyaset, özgürlük, barış, demokrasi, İslam ve Batı medeniyetine ilişkin derin analizlerle doludur.
             1997 yılında Tahran’da yapılan İslam Konferansı Örgütü toplantısında yaptığı şu konuşma dünya Müslümanları için önemli bir uyarı olmuştur:
“Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz, ama acı gerçekler bir ilaç olabilir. Batı çöküntü içinde ya da dejenere olmuş değil. Kendi kendini kandıran komünizmin “çürümüş Batı” propagandası, bunu acı bir şekilde ödedi. Batı, çürümüş değil; güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. Batı’da insan haklarının düzeyi yüksek ve fakirler ile sakatlara toplumsal yardım iyi örgütlenmiş durumda. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Onların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. İslam en iyisi, ama biz en iyisi değiliz. Bunlar iki farklı şey ve biz her zaman onları karıştırıyoruz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’an bize bunu, yani ‘hayırlı işlerde yarışmayı’ emretmiyor mu?”
Aliya, bu konuşmasında Batı’yı övmüyor; Müslümanlara yeni ufuklar açıp, sığ bir nefret yerine Batılılarla müspet alanlarda rekabete çağırıyordu.
             Aliya Müslümanlığın insanlığa, ahlaka, iyiliğe, dürüstlüğe dair talimatları sözle, nutuklarla değil; yaşayarak temsil edilir. Böyle bir temsil çok eksik gördüğü için, “İslam en iyi, ama biz en iyi değiliz!” demiştir. Kendisinden çok önce Pakistanlı bilge Muhammed İkbal de, “Eğer biz İslam’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu söylüyorsak kendimizin Müslüman olmadığını söylemek zorundayız!” diye benzer bir tespitte bulunmuştu yıllar önce günümüz abestsiz namazlılar için de…
              Her iki bilgeye göre de Batı kof bir medeniyet değil; yüzyılların acılarıyla, çileleriyle, tecrübeleriyle şekil almış dolu bir medeniyettir aslında. İslam adına bu medeniyetle sadece lafla rekabet edilemez. İslam’ın insanlığa sunduğu evrensel değerler ancak yaşayarak/rol model olarak rekabet edilir ve tüm insanlığın daha parlak geleceklere kavuşması da ancak böyle mümkün olur.
               Ziya Paşa’nın “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler, kâşâneler gördüm / Dolaştım mülk-i İslâmı bütün viraneler gördüm” (Müslüman olmayan ülkeleri gezdim, şehirler, gösterişli yapılar gördüm, İslam ülkelerini dolaştım, hep harabeler gördüm). Ziya Paşa’da bu dizelerle,  İslam’ın insanlığa sunduğu evrensel değerlerin yaşanmadığının acı sonucunu anlatmaya çalışır.
               Yeryüzünü güzelleştirmek gibi bir gayreti olsun inananların inandıklarını yaşayarak; muhakkak, çok daha güzel bir dünyaya sahip olacağız!..
                 Bir fikir ve mücadele adamı olarak Aliya’nın Batı üzerine yazdıkları dikkatle okunursa, günümüz entelektüellerine, aksiyon adamlarına ve idarecilerine;  insani, ahlakı bir duruş için büyük katkı sağlayacağı muhakkak;  o tarakta bezi olana…
              Aslında mesele, Aliya’nın da Asr suresinden ilhamla “Hayat; inanan ve Salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyun” benzetmesinde gizlidir.  
Selam ve dua ile…