2019'DA SERİN VE DERİN DÜŞÜNCELER
Zekayi Şahin

Zekayi Şahin

Gökkuşağı

2019'DA SERİN VE DERİN DÜŞÜNCELER

01 Ocak 2019 - 23:30 - Güncelleme: 01 Ocak 2019 - 23:35

             2019’a merhaba dedik, koca bir yıl daha tarihe karıştı. Yeni yıl, rutin yeni umutlar ile geldi. Radarlar, maziden bakiye açıldı. Havalar soğudu, ama ümitler ısındı. Herkes doğal olarak hayatın akışında akmaya başladı.

            Neler yaşanmadı ki 2018’de ve öncesinde!.. Hepsi acısıyla tatlısıyla, hüznüyle sevinciyle şimdilerde mazide, yani tarihin sayfalarında! Serin günlerde, derin düşüncelere daldık tabii olarak…

            Bu tozlu raflarda bireyselden küresele, toplumlardan ülkelere kıyametin eşiğinde bir dünya; uzaydaki yolculuğuna tüm hızıyla devam ediyor.

            Masumlar, mazlum canlar, garip diyarlar; hep tarihte olduğu gibi yine perişan. Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Filistin’de, Suriye’de, Yemen’de, Afrika’da ve daha birçok yerde dünyanın ağır yükü altında inim inim inliyorlar. Zalimler her seferinde kılıfına uydurup, göz boyuyor. Vicdanları karartıyorlar, hep haklı konumdaymış gibi türlü oyunlarla üste çıkıyorlar. İnsan hakları, hukuk, adalet tanımıyorlar. Varsa yoksa her zaman kendi menfaatleri ön planda…

            Ahlaki değerlerin zayıflaması tüm cihanı kapsamış vaziyette, bilhassa Müslüman ülkelerdeki inanılmaz düşüş manidar. Bunun önüne geçmeyi bir kenara bırakın, tam tersine düşüş trendi hızlandı, dikiş tutmuyor, frenler patlak!..

            Yalakalar, dalkavuklar, menfaatperestler diz boyu, sürüsü meydanda cirit atar halde. Günden güne milli ve manevi değerlerde zedelenme artıyor, sembolik olarak kalıyor, özden, öz kültürden kopuş mesafe tanımaz halde. Tabii ki, güzel işler ve hallerde var, olacak da. Ama ne yazık ki; minimum düzeyde ve maksimumun yanında eziliyor. Manen, madden her şey güllük gülistanlık değil. Mutlu azınlık farkında olamıyor bazen, diğer toplum tabakalarına bakarken. Gelir dağılımı ve hak öncelikli olmalı ki; gidişat düzelsin. Dürüstlük, doğruluk rehber olursa; çoğu handikap ortadan kalkar. İşler rayına girer. Toplumun dengesi yerine oturur. Huzur ve mutluluk tesisinin yolları ardına kadar açılır. Güven ve mesuliyet duygusu zirve yapar. Ama sırat-i müstakim yolunda olursak. Yoksa hepsi laf-ı güzaf. 

            Ne diyordu İki Cihan Güneşimiz: Ey Ashabım! ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! (Hûd Sûresi 112.Ayet)’ Ayeti beni yaşlandırdı.” İşte rehber bu, görene helal olsun!

            Bizler ne zaman böyle olduk ey dostlar! Kıyametin küçük alametleri bir bir çıktı. Geriye büyükleri kaldı sanırım.

            İnsanlar arasındaki samimiyet, anlayış, sevgi, kardeşlik ve merhamet duyguları büyük ölçüde zayıflamış. Bariz hatalar, kıskançlık ve nefret duyguları zirve yapar olmuş. Küreselleşme arttıkça bireyselleştik. Bireyselleştikçe tarumar olduk.

            Hem ülkemiz, hem de küresel bazda vakit; şimdi kendimize çekidüzen verme vakti değil mi? Bir pozitif dünya oluşturma, güzellikler ile dolu, demokrasi ve insan hakları ile örgülü bir sarmaşık; eğitimden kültüre, ekonomiden sanata, bilimden spora yükseliş aşk ve gayreti; adalet-liyakat-ehliyet üçgeni, topyekûn etik kuralları tesis etme, ahlak çemberi, hakiki birlik-dirlik, bilimin ve teknolojinin ışığında yükseliş, dışa bağımlılıktan kurtaracak tarım, maden ve sanayi alanında üretime dayalı hamleler zinciri düşüncesi ve icraatı ne zaman olacak ki? Hepimize düşen sorumluluklar olsa gerek. Bu ülke hepimizin, başka Türkiye yok!..

            Bir an önce kararlar verilip, harfiyen uygulanmalı. Yoksa her zaman eksik kalacağız, gelişmekte olan kategoride patinaj yapar vaziyette yol almaya çalışacağız, belki de Allah korusun daha aşağılara ineceğiz. Sadece kendimizi kandırmakla kalırız.

            Defalarca, “Hiç akletmez misiniz?” diye hitap eden Yüce Kitabımız Kuran’daki mesajı niye algılamıyoruz? Tevrat’ın ilk emri “Yaşat!”, İncil’in “Sev!” ve Kuran’ın ilk emri de “Oku!”dur. Ama Yahudi öldürdü, Hıristiyan sevmedi, Müslüman da okumadı. İşte günümüzde ulaşılan, bunalımlı malum son. Tabii ki istisnalar vardı. Ama genel ve uzun vadeli değildi. Zaten mesele şudur; her cihetten iyilik ve güzellikleri, kötülük ve çirkinliklere galebe çalmak. Yani İman ve küfür mücadelesi ki; Habil-Kabil ile başladı, kıyamete kadar da devam edecek vesselam.

            Bilmeyen cahil olur, okumayan geri kalır, düşünmeyen ve icra etmeyen hedefe varamaz. Bu işin vebali var, hesap var. Herkes aklını başına almalı.

            Büyük Tıp Âlimi ve İslam Düşünürü İbn-i Sina; yaklaşık 10 asır önce her şeyi özetlemiş: “Bilim ve sanat itibar görmediği toplumları terk eder!..”

            İllaki okumalı, düşünmeli, adaletli olmalı, birlik olmalı ve üretmeliyiz. Yoksa hep bağımlı olur ve güdük kalırız. Er geç de yok oluruz. Ne haysiyet kalır, ne de şeref!..

            Yeni yılın çaresizlere çare, kimsesizlere kimse, ümitsizlere ümit, dertlilere deva, hastalara şifa olmasını; tüm insanlığa huzur ve mutluluk getirmesini; Türk-İslam âleminin özüne, kendine, bilim, üretim ve sanata yeniden dönmesine vesile olmasını; zulüm altında inleyenlerin tüm haklarına kavuştuğu, ümitlerin ve dirayetin yeşerdiği, ahlaki değerlerin yaşam biçimi olduğu, kardeşlik türkülerinin gönülden bestelendiği, ülkemizin ve milletimizin feraha kavuştuğu, Rahmatullah çocukların donarak ölmediği, gözyaşlarının dindiği, rahmet ve vicdan ateşinin kalplere indiği, duaların göklere yükseldiği ve kabul edildiği bir zaman dilimi olmasını Yüce Rahman’dan niyaz ediyorum.

            Her başlangıç, bir ümit taşır.

           

 

               

             

Bu yazı 1144 defa okunmuştur .

Son Yazılar