SERPİL TUNA

SERPİL TUNA


TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ

06 Mart 2020 - 17:54

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ
 8 mart dünya kadınlar günü. Kadınlar ile ilgili hakların savunulabilmesi ve eşitsizliğin önündeki engelleri sıralayabilmek  için öncelikle toplumsal cinsiyet eşitliğinden bahsetmek gerekmektedir. Toplumsal olarak cinsiyet eşitliğine ne kadar inanıyoruz ve ne kadar biliyoruz. Dünyada kadın ve erkek eşitliğinin sağlandığına inanıyor muyuz? Toplumsal normlar bizi bu yolculukta ne kadar etkiliyor. "Kendine Şans Ver" kitabımda kadınların siyasi, ekonomik, sosyal olarak verdikleri mücadeleye değindim. Kısa bir bölümünü paylaşıyorum.
Parlamento da vekil sayısı 600, kadın vekil 102.
Kabinede 16 bakanlık var, kadın bakan 2
2019 yerel seçimlerinde 81 ilden, 4 kadın belediye başkanı seçildi.
Kadına kabinede, bu alanda kendine özgü Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı görevi düştü.
Kadınların politikada ve benim hayatımı etkileyen kararlarda benim adıma karar verebilmeleri gerektiğine inanıyorum. Sosyal olarak aynı saygıyı görmem gerektiğini düşünüyorum. Dünyada hiçbir ülkede kadın erkek eşitliğinin sağlandığını göremiyorum.
Evde iç işleri bakanlığının kadınlarda olduğu söylenen bir sistemde sayısal veriler bize işlerin çokta kadınların elinde olmadığını göstermekte.
Bu veriler bizim ülkemize ait fakat dünya genelinde sonuç kadınlar açısından pek parlak değil. Siyasal mekanik işleyen sistemde kadınların sandalye sayısı, fikirlerini açığa çıkarma potansiyeli ile paralel işlemekte.
Söylemler kadınları onure edecek şekilde olsa da bu söylemin başka birinin ağzından çıkan değil icraata geçiren kişinin olması realist bir yaklaşım sergileyecektir.
(Kendine Şans Ver)
Düşünceler davranışa dönüşmeli ve uygulamaya geçirilmeli. Genel olarak kadın dediğimizde akıllarda uyanan, anne kelimesidir. Annenin temel görevleri evin düzeneğini sağlamak ve çocuk bakımı ile ilgilenmektir.  Dünyada genel olarak uygulama sistemi bu şekilde gelişmektedir. Ülkemizde üzerinde en çok durulan konuların başında çocuk gelinler ve çocuklara karşı istismar başı çekmektedir. Eğitim, sağlık, sosyal ekonomik durumdan tutunda, politik ve siyasi arenada kadın eşitliğinden söz edemeyiz. Haklardan mahrum olmamak, eşitliğin sağlandığına, eşitliğin sağlandığı her yerde de adaletli davranıldığından bahsedemeyiz.
Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği sadece kızlara yönelik değildir. Acımasızca erkeklerde toplumsal baskıdan  ve eşitsizlikten nasibini almıştır.
Şimdi kısa başlıklar altında toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında bilgi paylaşacağım.           
 
Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet aynı şey değildir. Cinsiyet biyolojik bir olgudur. Hemen hemen tüm insanlar iki farklı halde, kadın veya erkek olarak dünyaya gelirler. Buna karşılık toplumsal cinsiyet sosyal bir durumdur.
 
Toplumsal cinsiyet özelliklerine kimi örnekler:
 Avrupa’da aynı işi yapan kadınlar erkeklerden daha az kazanır; dünya genelinde sonuç pek fazla değişmemektedir.
 Birçok ülkede kızlar daha çok dans ederken erkekler futbol oynar; kızlar bez bebeklerle oynarken erkekler silah ve benzeri oyun tercihinde bulunur. Aksi yadırganır ve alaycı tavırlara maruz bırakılır.
Tüm dünyada kızlar ve kadınlar erkek çocuklara ve erkeklere göre daha fazla ev işi yapar; ev işleri katagorize edilmiştir ve seçim hakkı fazla tanınmaz.
 
 Erkek çocuklara dayak gibi cezalar kız çocuklardan daha yaygın uygulanır. Dayakla terbiye etmek erkek çocuklarında daha etkin olduğuna inanılır ve uygulanır. Toplum olarak bastırmak temel görevmiş gibi gösterilir. Kadın cinayetlerine ve kadına karşı şiddete baktığımız zaman öfke kontrolünün sağlanamaması ve sorunu uzlaşarak çözmek yerine şiddete başvurmak son nokta olarak öldürme girişiminde bulunmak maalesef mevcuttur.
 
Kişinin kimliğinin ve bireyselliğinin önemli bir parçası olarak toplumsal cinsiyet rolleri sosyalleşmeyle oluşur. Günümüzde yalnızca aile değil okul ve işyeri, bunların ötesinde medya, yeni bilgi teknolojileri, müzik ve filmler de sosyalleşmeyi etkilemektedir. Gerek geleneksel gerekse yeni sosyalleştirici güçler cinsiyete dair kalıplaşmış yargıların korunmasına ve aktarılmasına hizmet etmektedir.
 
Toplumsal cinsiyete dair kalıplaşmış yargılar
Toplumdaki pek çok kurum cinsiyete dair geleneksel olarak kalıplaşmış yargıları pekiştirmektedir. Örneğin medyada kadınlar bir eylemin nesneleri ve mağdurları, insanlara bakan kişiler olarak gösterilirken erkekler genellikle yaratıcı, güçlü, akıllı ve girişimci kişiler olarak betimlenmektedir. Erkeklerin gücünü ve başarılarını öne çıkaran medya, en başarılıları da dahil kadınları dış görünüşleriyle değerlendirmektedir.
Cinsiyete dair kalıplaşmış yargılar kızlar kadar erkeklere de zarar verebilir. Erkeklere yönelik güç ve rekabetçilikle ilgili kalıplaşmış yargılara dair beklentiler, örneğin tipik olmayan bir ailede yaşama, işsizlik ve kadının kamusal alanda daha fazla görünmesi gibi gündelik gerçeklerle çelişik durumdadır. Bu tür çelişik durumlar erkek çocuklarda toplumsal cinsiyet kimliğinin gelişiminde karışıklıklar yaratabilir. Tipik cinsiyete dair kalıplaşmış yargılara uygun düşmeyen erkek çocuklar sataşmalara ve ayrımcılığa maruz kalabilir, dışlanabilir.
 
Toplumsal cinsiyet temelli şiddet
 
 Toplumsal cinsiyet temelli şiddet terimi, fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik veya sosyokültürel, şiddetin herhangi bir biçimini betimlemekte kullanılabilir. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet, bir kişinin fiziksel veya psikososyal sağlığı, gelişimi ve kimliği üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Bu da, erkekler ve kadınlar arasındaki, erkeklerin ve kadınların kendi aralarındaki farklılıkları istismar eden toplumsal cinsiyet temelli güç eşitsizliklerinin sonucudur. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet, hem kadınları hem erkekleri etkileyebilir. Ancak kadınlar ve kız çocuklar üzerindeki etkileri daha fazladır. Dolayısıyla, toplumsal cinsiyet temelli şiddet genellikle “kadınlara yönelik şiddet” şeklinde basitleştirilerek kullanılır. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet sınırları, kültürleri, sınıfları, eğitim durumunu ve arka planı aşıp her ülkede görülmektedir.
 
Bütün bunlara karşın toplumsal cinsiyet temelli şiddet kuşkusuz erkekleri de etkilemektedir. Örneğin, geleneksel “erkek yanlarını” göstermeyen erkek çocuklar ve erkekler alay konusu olmakta veya şiddete maruz kalmaktadır. Benzer biçimde geyler ve lezbiyenler de özellikle çocukların ve gençlerin cinselliği keşfettikleri yerler olarak okullarda fiziksel ve sözlü şiddetle karşılaşmaktadır. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet kadın erkek eşitliği önünde ciddi bir engeldir ve insan haklarına yönelik bir ihlaldir. Toplumsal cinsiyet temelli şiddetin failleri genellikle mağdurların yakını olan kişilerdir. Devlet kurumlarının temel rolü ve sorumluluğu ise mağdurların ihtiyaçlarına yanıt vermek, toplumsal cinsiyet temelli şiddetin her biçimini önlemektir.
Cinsiyet eşitliği ulusal ve uluslararası düzenlemelerle güvence altına alınmış olmasına karşın dünyada toplumsal cinsiyet eşitliğinin tam olarak sağlanabildiği hiç bir ülke yoktur. Bununla birlikte bu eşitsizlik bazı bölgelerde daha belirgindir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, Türkiye’nin de önemli sorunlarından biridir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği her geçen gün büyümektedir ve bu gerileme birçok açıdan kadınların günlük yaşamlarını önemli bir biçimde etkilemektedir
Bireyler, kurulu cinsiyet normları, ilişkiler ya da rollere uymadıklarında genellikle sağlık üzerinde negatif etkileri olan damgalanma, ayrımcı uygulamalar ya da sosyal dışlanma ile karşı karşıya kalırlar.
 
Kalıplaşmış yargılar ve toplumsal cinsiyetle ilgili katı beklentiler ise kişisel gelişmeyi, gerek erkeklerin gerekse kızların tam potansiyellerini gerçekleştirmelerini engelleyebilir
Son olarak, kadınlara karşı aile şiddetin görmezden gelinmemesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Şiddet ; insana, hayvana ve hiçbir canlıya uygulanmaması gereken bir durumdur. Şiddete başvurarak eğitim sağlanmaz.  Hayvanlar eğitilir fakat şiddetle değil, insanlar ise öğrenir.
 
EMEKÇİ KADINLARIN GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Ailesi için çalışan gönüllü emekçiler kadınlar. Tanımı ev hanımı olupta hanımlıkla uzaktan yakından alakası olmayan emekçi kadınlarımızı unutmayalım. Emek kutsaldır. Emek üstüne çaba sarf edilen, zaman harcanan her türlü değerin kendisidir. Kamusal alanda varlığını gösteremeyip özel alanda evlerin içinde canla başla çalışan kadınlarımız kutsalımız.