SERPİL TUNA

SERPİL TUNA


AİLE İÇİ ŞİDDET

10 Nisan 2020 - 17:30

Aile içi şiddet
 
 
       İstismar, yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun herhangi birinin yaşamına yönelik kötüye kullanım anlamına gelir. İstismar fiziksel olarak kötü muamele , duygusal zorbalık, psikolojik zorlama, cinsel istismar veya ihmal biçiminde uygulanabilmektedir.
       Aile içi şiddette sıklıkla gözden kaçmakta olan psikolojik şiddetin kanıtlanmasıdır. Fiziksel şiddetin emarelerini ispatlamak nispeten daha kolaydır. Psikolojik şiddetin emareleri, ruhsal olarak derin yaralar açsa da gözle görünür kanıt sağlamak kolay  değildir. Genellikle aileler mazeret uydurmaktadır. Buda var olan şiddetin açığa çıkmasını zorlaştırmıştır.
Kırsal kesimde yaşanan istismarın aile ve toplum tarafından aşağılanma, dışlanma, etiketlenme anlamı taşıdığı düşünülür. Bu kişiler uğradıkları istismarı anlatamazlar. Bu konuda yine sosyal medyada sıkça sesini duyurmak isteyenlere kulak verdiğimizde önlerinde hukuki engellerle karşılaştıklarını görürüz.
            Hangi ülke, hangi düzeye sahip olursa olsun istismarına engel olunamayan bir kesim var. Bu kesim aynı birlik ve düzen içerisinde yaşayan insanları kapsıyor. İstismar tüm genel hatlarıyla açıklanmaya çalışıldığı vakit tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar çok yönlü çok boyutlu ele alınıp her kültürün kendi içinde değerlendirilmesi gerekiyor.
İstismarın tarihi boyutu incelendiğin de çeşitli din, ırk, renk ayrımcılığı, cinsiyet ayrımcılığı, sosyal ideolojik farklılıklar gibi birçok alanda kendini göstermiştir. Kendinden olmayanı dışlama, bertaraf etme ve yaşam alanını sınırlandırma olarak yansımıştır. Tarih acımasızlıklar ve mağduriyete uğrayanlara karşı çoğu zaman sessiz kalmıştır. Belli görüşlerin sömürüsüne uğramıştır.
Tarih yaşanan tüm acımasızlıkları satırlarına kaydederken başka ülkelerde başka çocuklar yeni doğanlar kim bilir nelere gebedir, bilinmez.
            Uluslararası yardım kuruluşları verilerini kaydederken, ülkelerin bilinmeyenlerine kucak açtığında sayısal veriler bu yardım olanaklarının ihtiyaç halinde ki kişilere ulaşma noktasında yetersiz kaldığını göstermektedir. Sadece yardımlarla bu ülkelerin kalkınması beklenemez. Fakat ayrımcılığa yüzyıllardır maruz kalan halklar kapitalist sistemin kendilerine dayatılan şartlanmalarına maruz kaldıkları için kendi ekonomilerine ivme kazandırmakta yetersiz kalıyor.
  
İstismara dair "

         İstismara uğrayan şahsın faili tespit ediliyor mahkemeye çıkarılıyor ve hakimin beraat ettiği suçsuz olduğu anlamına gelmiyor sözleriyle son buluyor. Bir üst mahkemeye başvurabilirsiniz". Hukuki karşılığı şudur; failin işlediği suçun delil yetersizliği, fail hakkında  ceza verilmesine yer olmadığı anlaşılmıştır.

Suç belli yapan belli fakat ceza yok. Olaylar istismara maruz kalan bir çok kişinin, hukuki anlamda mücadele azmini, adalete olan inancını kırıyor, mağduriyetini kendi içinde yaşamasına neden oluyor.


    İlk okul sıralarında okulun müdürü tarafından istismara uğrayan yüzlerce çocuk, aileler fakir, cahil, kendini ifade edip hakkını hukukunu aramaktan yoksun, adalet parayla. (alıntı)
Adalet arıyorsun cebinde üç kuruşun yok, fakirlik, yol yordam bilmemek, derdini anlatana kadar geçen süre. Zaman acımasız. Para buluyorsun derdini anlatamıyorsun birde karşına üst merciler çıkıyor. Bu zamanda o çocuklara neler oluyor onların ruhlarında açılan yaraları kim sarıyor. Bu haksızlık karşısında sessiz kalmayı öğrenenler, çaresizlik, boyun eğme. Bu istismar olaylarına maruz kalan sadece kızlar değil erkekler, suçluluk duygusuna girip utanç kaynağı kendisiymiş gibi hisseden, bedeninde tiksinti uyandıran bunu hemcinsinin yapmış olduğu utancı.
       Haberlerin yayıldığı gün idam diye yükselen sesler  bir aya kalmadan kaybolup gidiyor. Hak arayışı yerini sessizliğe bırakıyor. Bir bakmışsın yeni bir mağduriyet.
       Hukuk sisteminin, eksiklikleri ve acil çözüm getirmesi gereken sıkıntıları mevcut. Özellikle çocuklarla ilgili kısmın daha detaylı sistematik ve kurumsal baskılardan uzak durması gerekiyor. Hukuk sisteminin dağarcığının genişletilmesi gerekiyor.  
       Bu konu ile ilgili, ilk öncelikle gerekli mercilere gidiliyor, o şahıs hakkında bizi bilgilendirseydiniz, bize haber verseydiniz emekli ederdik. Suçun üstünü örtmede el birliği yapanlara söyleyecek söz yok. Böyle küçük yerleşim birimlerinde  üst mercilere gitseniz bile toplumda infial uyandıracağı gerekçesiyle olayların üstünü kapatmayı adet edinen gelenekçi bir yapı mevcut.
Potansiyel suçlular aramızda kol gezerken korku, endişe, güvensizlik, kaygı, beraberinde bunları yaşatıyor. Her an panik ve  nerden geleceği bilinmeyen, güvensizlik bildiren cümleleri çocuklara aktarıyoruz.
Kaygılarla büyüyen çocuklar, yalnızlığa mahkum olurken ilerleyen zamanda, hayatın yalnız geçmediğini birilerine tutunma ihtiyacı hissettiklerin de tecrübesiz oldukları için ilk güvendikleri yada dostluk adına kurdukları insanlardan ilk acemi hayal kırıklıkları yaşayacaklar. Öfkesi, kızgınlığı bu yol arayışında onları zorlayacak. Her hareketten kendine anlamlar yükleyecek artık beden dilinin sözlerin önüne geçtiğini sözcüklerin yetersiz ve kifayetsiz kaldığını elem verici davranışlarla öğrenmiş olacak.
Kadın veya erkek bu tecrübeleri yaşarken biri diğerinden daha az üzülmüyor. Verdikleri tepkiler farklılık göstermiyor. Bir çocuk yalnız kalıp korktuğunda kadın yada erkek diye sormuyoruz. Çocuk diyoruz çocuk, yaşı bir başkasına olan ihtiyacı her haliyle gözler önündedir.
Bu durum ergenlikte yirmili ve otuzlu yaşlarda değişiyor. Erkekler kadınlar diye değişen roller senaryo gibi anlık repliklere dayanmıyor. Yılların verdiği bir bilanço da kendini gösteriyor. Bir anda insan baştan yaratılmıyor.
       Üstünlük kurmaya çalışanlar, cinsel kimliklerini statü olarak kullanalar, bunlarla o kadar iç içe yaşıyoruz ki kabullenmek için ayrı bir sisteme ihtiyacımız yok.
Her zaman  kadın ve erkek eşit haklara  sahip olsun diyoruz. Peki bunun ne kadarına inanıyoruz, hayatımıza ne kadar uyguluyoruz. Burada kelimeye değil arkasında yatan fikre ve hırsa bakmak gerekir. İnanmadığımız şeylerin, doğruluk oranlarını sorgulamadan içeriğini anlamadan kabul ettiğimiz şeylerin bedelini ödüyoruz.
Kadınlar ve erkekler başka dünyalardan gelmedi biri diğerinin kölesi yada kurbanı olarak seçilmedi. Güç özveride bulunana bunu adaletlice kullananda olmalı.
       
  Ne acıdır ki kadının ve mazlumun hakkını aramak yine erkeğe ve güç otoritelerine kalmıştır.

Bilmiyoruz, anlamıyoruz, inanmıyoruz, uygulamıyoruz. Eşit hak ve özgürlüklerimizin adaletlice dağıtılacağı, ezilenin hakkını aradığında yenilere yol gösterici olacağına dair inanç kırılmış. Bu uğurda özveri gösterip savaşanların aldığı yenilgi yenilerine ışık tutmaya yetmiyor.
Diliyorum ki bu savaşta galip gelen taraf bu uğurda savaşanlar olur. Aksini düşünmek bile istemiyorum. Aksi adalete vurulmuş bir balta olur.
 
Not: Kendine Şans Ver kitabımdan bir parça yazmak istedim sizlere. Bu hafta Berfin Özek hakkında yazacağım cümleler önceden yazdıklarımın üzerine kondu. Ne acı! Düşüncelerin değişmemesi. Berfin'i anlamakla başlayacak herşey. Onu eleştirerek yada yalnız bırakarak değil. Akıl tutulması mı, yoksa korkunun köleliği mi?

Berfin sana yardım etmek için önce kendine şans vermen lazım. Bunu anladığında umarım çok geç olmaz.
 
 

 
Serpil Tuna