Nazım Doğan

Nazım Doğan


YASAKLAR ÜZERİNE

20 Ocak 2021 - 10:12


Bu hafta yine değerli okurlarımın bir Cuma günü vaktini çalmak için bilgisayarın başına geçip bir çay aldım yanıma… Küçük oğlum Tuğkan yazı yazdığımı görünce; “Baba Tuğkan’ı çok seviyorum yaz.” dedi. Kırmadım ben de… Oğlum sen istediğin için söylüyor olabilirim ama hiç zorunda hissetmeden seviyorum seni. Umarım birkaç yıl sonra burada ne demek istediğimi anlayacaksın. İki oğlumun küçük olanına ilgili yalakalığı yaptıktan sonra başlıyorum değerli okur. Bu hafta yasaklardan yazalım. Tabii ki yasak değil ise.
Aslında konuyu geçen haftadan belirledim. Tam yerine yakışmıştı; patlıcandan daha fazla nikotin barındıran, yaktığımda efkârımın uzaklaşmasını izlediğim, gece kan ter içinde uyandığımda beni yalnız bırakmayan, değerli ve masraflı arkadaşın adını yazamadım buraya. Yasaktı. Acaba çakmak da o arkadaşı çağrıştırdığı için yasak olabilir miydi? Ondan da betimlemeyle mi bahsetmeliydim? Yok ya insani amaçlar için falan da kullanılabilir bir şey neden yasak olsun. Hem ateş taşımak sünnet. Kim Peygamberin sünnetini karşısına alabilir? Haşa…
Diğer yasakları sıralamakla falan uğraşmayacağım değerli okur. Hatta senin yasaklarını sana anlatacak adam da değilim. Zaten toplumsal olarak binlerce yasakla uğraşıyoruz, bir de bireysel yasaklarımız var, dini yasaklar var iş yerinin getirdiği yasaklar… Sabaha kadar sayarım hiç yasak demeden bütün yasakları.
İlk satırlarda bahsi geçen iki şehzademin bugüne kadar sahip oldukları tek bir yasak vardı. Ölmek yasaktı bizim evde. Diğerleri serbest. Aklına ne geliyorsa ama değerli okur. Hepsi serbest. Kendini tehlikeye atma; istediğin duvarı, istediğin kadar karalayabilirsin. Kendini tehlikeye atma, balkondan istediğini atabilirsin. Cam olmasın, kendini kesebileceğin bir durum oluşturma; istediğini kır. Çünkü sen çocuksun.
Ne kadar şartları ben belirlemiş olsam da imrendim evimin sonradan kapıyı çalan ev sahiplerine. Ben uyandığımda başlıyor yasak endişelerim. Toplu taşımada, indiğim durakta, duraktan iş yerine yürürken, iş yerine girer girmez… Sürekli aklımda bir iki talep sonra kendi kendime “Öyle bir dünya yok.” cevabı. Sonra kurallar arasında diğerlerine benzemeden yaşamaya çalışan karakteri düzgün ama kimyası bozuk bireyler olarak dolaşıyoruz ortalıkta. Başkasının özgürlüğüne hiç dokunmayan bir özgürlük tanımı yapılsa acaba gerçek özgürlüğü bulabilir miyiz ki? Sonra da yasaklar kalkar. Spor hocamız çayı belki şekerle içmemizi yasaklamaz. Doktor da margarini…
Çaya atılan bergamot da yasaklansın değerli okur. Kapalı yerlerdeki tütün mamullerinin içmesi yasağı da yasaklansın. Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesinin teklifini yasaklayan dördüncü maddenin kaldırılması teklifi de yasaklansın. Yasaklansın Müslüm Baba çalmayan araba teypleri. Yasaklansın bakmayı bilmeyene çocuk yapmak.
Yasakları ile varlık sahasında hızlı adımlarla yürüyen değerli okur. Ne olurdu, olmak istediğin yerde olsan? Ve o istediğin yerde istediğini yapsan. Kimse seni ayıplamasa, kınamasa, suçlamasa hatta cezalandırmasa. Üzülmekle kızmak arasında kalan toplumumuzda tercihizi kızmaktan yana değil üzülmekten yana kullanın. İşte belki o zaman istediğimiz gibi olur efendim.
Görüşeceğiz.