Nazım Doğan

Nazım Doğan


YALNIZLIK ÜZERİNE

12 Kasım 2020 - 15:28

Turkuaz Eğitim Sahillerindeki şezlongumdan kelimeleri savurmaya devam ediyorum. Sıralı olarak attıklarım anlam kazansa da bazıları dağınık düşüyor yere. Etrafa savurduğum kelimeler yere klavye tıkırtısı olarak düşüyor. Bu bile güzel bir tını tek başınayken. Dağınık bir sabahın ilk çayını söyleyeceğim Efe yok ortalıkta. Efe gelsin, çayı getirsin başlıyorum.
Yalnızlık Allah’a mahsus ya hayatta, insana mahpustur işte. Yalnızlığın esir alır seni. Bir süre sonra etrafında hiç kimseleri istemez olursun. Kitaplara sarılır, sıcaklığı çay veya kahve fincanında ararsın. Sana ninni söylesin diye kapıyı bile yağlamazsın. İnsan gürültüsü dışında çıkabilecek her türlü gürültüyü iyiye yormaya çalışırsın. Yemek yerken kendi ağız şapırtınla kavga edersin. Yemek mi dedim? Yalnızken kimin canı yemek yemek ister ki? Aç kalırsın aç. Yalnızlığın seni aç bırakır. Acıktıkça öfkelenir, öfkelendikçe acıkırsın. Müslüm Baba bile ruhunu doyurmaz olur. Sakinleşemezsin.
Dünya, iş bölümü yapılabilsin diye kalabalık bir yer. Her işi beceremediğin veya bilemediğin için kalabalık. Sen kendi işinle uğraşırken ayakların çıplak kalmasın diye ayakkabıcılar var, ayakkabıcı ayakkabı yaparken aç kalmasın diye yemek yapanlar, yemek yapan kişiler çıplak dolaşmasın diye onlara kıyafet hazırlayan tekstilciler var. Var oğlu var. Sokakları paylaşmak zorundasın diye sokak var. Lafın kısası sen ne kadar inat etsen de yalnız kalamıyorsun aslında. İhtiyaçların var ve inan bana sevgili okur, bu ihtiyaçlardan biri sesi bölüşmek. Bölüşmen gereken bir ses, kullanmak zorunda olduğun bir çift kulak var. Yalnız kalmaya çalışmak yaradılışına aykırı. Yalnızlık bir ütopyadır aslında. Yalnız kalmaya çalışmak beyhude. Sen başkasının yaptığı koltukta oturup, başkasının yazdığı, bambaşka birsinin bastığı gazeteyi okurken yalnız falan değilsindir. Kandırma kendini. Gel beni kandır. Ben seni dinlerim.
Bölüşmek zorunda olduğun hayatının yarısını birine hediye etmek gibi güzel bir şansın var. Bu bahsettiğim sesin sahibine bir de sarılma imkânı verir nikâh memuru. Hatta bir izin daha; Gelini öpebilirsiniz. Bilmem nerenin belediye başkanının ona verdiği yetkiye dayanarak, dayanabileceğin bir çınar verir. Gerçi bahsedilen çınarı filizken kurutmak da senin elindedir ya, biz bu hafta iyimser olalım. O aksi hali sonra konuşalım.
Bana bir çınar bahşedildi. Yorulduğunda gölgesine yatabildiğim, tohumlarımı yapraklarına, dallarına emanet ettiğim. Acıkınca, meyvelerine göz diktiğim. Taş ve betondan olan saçma sapan apartman dairesini ısıtan. Üşümeyelim diye var kuvvetiyle uğraşan. Yuva kelimesinin harflerini elleriyle hatta tırnaklarıyla düzeltmeye çalışan. Bana rağmen benimle yaşayan. Yıllarca debelendiğim tek başına kalma inadımın ne kadar başarısız bir çaba olduğunu anlatan. Hiçbir şeyim yokmuş gibi hissettiğim her an ne kadar zengin olduğumu anlatan. Hatta; durup durup beni bana anlatan. Nikah memuru konunun buraya geleceğini hiç tahmin etmemişti mikrofonu dudaklarıma atarken. “Sayın Doğan bugünden sonra bir daha yalnızlık istemeyeceksin söz mü?” EVET
Yalnız kaldığında cep telefonuna davranıp sosyal mecralarda gezinen değerli okur. Yalnız kalmak değil derdin, yalnız bırakmak. Bu çoğu su olan yuvarlak içerisindeki her şey, seni yalnız bırakmamanın peşinde. Sen kendini yalnız hissediyorsun ya bazen, etme! Bir çay söyle kendine bir yerde, bir sarı saplı edin. Çayınızın da, sapı sarı olanın da, oturduğunuz koltuğun da merhabası aslında yanında efendim.
Görüşeceğiz…