Nazım Doğan

Nazım Doğan


SOĞUK ÜZERİNE  

12 Kasım 2020 - 15:20

  
 
Kalabalık kelimeler arasından seçilmiş, nadide yazılarımın bir yenisiyle, yeni bir Cuma günü kendi köşemdeyim. Burası rahat. Tanrının bana bahşettiği bu özel yerde, bütün yeteneklerimi sergilemek çabasındayım yine. Bir gazetenin köşesinde top sektirebilirim. Öyle başka hissediyorum kendimi. Öyle özel. Birkaç üç şekerli çaydan birkaç yudumla kavuşunca klavyeden çıkan sesi bile duyamayacak hale geliyorum. Hiç kimse kınamasın, biraz daha deliremiyorum. Çok düşünmemeye çalışıyorum bu ara düşündükçe üşüyorum. Daha önce hiç okumamış olanlar lütfen okumasın, benimle ilgili ön yargıları olur.
Herkese olan şey, bu soğuk havalarda bana da oluyor. Kendi iç ısım ısıtmıyor, kendi sesim kendime duyulmuyor. Birkaç gün içinde memleket ne kadar soğudu? Ne kadar sessizleşti. Yazın buralar hep çıvıl cıvıldı. Gerçi herkesin yazı kendine sıcak, kimse bilmez kimsenin güneşinin rengini. Ne edebi başladım bu hafta? Müslüm Baba bile farklı söylüyor şu an. Çay bile bir başka. Okuduğum her kitap biraz daha geriye attı, ne kadar cahil olduğumu ispatlama çabasına girişmiş gibiler. Kışı sevmeyen, anlar ne söylediğimi. Kışı sevenler okumasın bile, onlar için büyük vakit kaybı olur.
Derleme cümlelerle başlamış gibi dursa da, kendince bir akışı var bu yazının. Mezarlık duvarı taleplerinin arasında yazılıyor, gerçekleri yüzüme vura vura. Eskişehir’deki Ömer Hoca beni anlıyor. Yerel bir gazeteyi Eskişehir’de okuyor olmasını kendi sorgulamıyor. Bana dert oluyor. Ama konu bu değil, konu soğuk olması. Oralar soğuk biliyorum ama artık buralar daha soğuk. Kış geldi hocam ve ben kışı hiç sevmem. Daha soğuk oluyor. Çok üşüyoruz. Çakmakla ısınanlar anlar beni gerisinin bacası tıkalı, sobası soğuk. Üşümeyenler okumasın, ziyan olur pahalı kol saatleri.
Akciğer sönmesi diye bir geçici bir rahatsızlığın olduğunu öğrendim yeni. Akciğer sönmesi nedir Allah aşkına? Çocukluktan beri iyi bir şey zannettiğim teneffüs on dakika değil miydi zaten. Kim dedi bir ömür sürecek diye. İçinde duran şişik bir şey mi var, sönsün? Hastalığın açıklamasını arayınca, hep Latince şeyler çıkıyor karşıma. Alamadığın nefesi geri veriyorsun. İşte bence budur diyorum, akciğer sönmesi. Bir tek Latinceyi anlamıyorum. Geri kalan her şeyi biliyorum şu hayatta. Bilmeyen okumasın bu hafta valla zarar olur.
Koskoca Devleti yöneten, koskoca adamların, birlikte hareket etme çabasıyla eski sevgili kavramını yan yana bir tek ben mi getirdim acaba. Yıllarca birbirlerine küfredenler birbirlerine sarılmaya çalışırken, yıllarca birbirlerine sarılanlar neden itiyor birbirlerini. –Ne kadar çok birbirini geçti cümlede.- Ey eski sevgili! Ülkenin hangi yüzde ellisi içerisindesin bilmiyorum ama evde zorla tutulanlar anlamaz beni.  Otur; nereye, neden gittiğini sen düşün benim çok işim var. Havalar da soğudu. Kömürün tonu kaç para bilmeyenler okumasın bu hafta, doğal gazın işlenerek taşındığını bilmeyenler… Ağır gelir.
Ne anlattığımı anlamasını beklediğim değerli okur. Çevrene bir bak. Kış geldi kış. Yerlere dökülen yaprakları süpürdüler, kar falan bekliyoruz yakın zamanda. En son hatırladığımda burnun kıpkırmızıydı. Üşüyünce burnu kırmızı olanlar okusun bu hafta yazıyı. Soğuktan ellerini cebine sokanlar, bugün yağar diye yağmursuz havada şemsiyeyle dolaşanlar okusun. Doğaçlama sevenler okusun. Şarkı seçerken hiç kimseye danışmayanlar, radyo dinleyenler okusun. Radyo demişken; siz radyoyu kapattığınızda şarkı yarım kalmıyor efendim.
Görüşeceğiz…