Nazım Doğan

Nazım Doğan


SIKILMAK ÜZERİNE

20 Ocak 2021 - 10:14


Yine yorgun bir haftanın sonu. Kendi gazetemin, kendi köşesinde bayağı rahat hissediyorum şu an. Çay da söyledim. Kaşığın bardağa vurduğu esnada çıkardığı ses Müslüm Baba’yı da bastıramıyor. Kalabalıklar da dağıldı. Resmen yalnızım. Haydi başlıyoruz.
Tek başına olmakla, yalnız olmak aynı şey değildir. Cümle basit; Yalnız olmak toplumsal bir fenomenken, tek başınalık bireysel bir olgudur. -Çaydan bir yudum alıp, tekrar okuyunca o kadar da basit değilmiş.- Aynı kapıya çıkıyor olmasına rağmen; yalnız olmakla, tek başına olmak farklı yarı sahalardalar. Daha fazla anlamsızlaşmadan, açıyorum ne demek istediğimi. Yalnız kalmak ister insan bazen. Çok sıkılırsın, çok bunalırsın, çok bir şey olur ve sen yalnız kalmak istersin. Kalabalık bir çocukluğun varsa, mutlu ve ilgili büyümüşsen; bu his hayatının ilerleyen dönemlerinde bolca karşına çıkar. “Bir dakika da olsa yalnız kalmak istiyorum.” Düşünce koridorlarında dolaşırken taşıyamayacağım hiç birinizi. Zaten zor bir şey yapıyorum şu an; kendimle kavga ediyorum. Bir de herhangi biriniz çıkıp mevzuyu derinleştirmeyin. Azıcık yalnız bırakın, döneceğim. Karışacağım aranıza söz.
Ama tek başınalık değişemez bir olgudur. Sıkılırsın, hatta kızarsın. Biri olsun, birisi olsun istersin. Yoktur işte.  Aramaya hatta yalvarmaya devam edersin. Sağdan sayarsın bir, soldan sayarsın bir. İki diyebilmek istersin. Kırlentin altında adam aratır tek başınalık. Yalnızken; sessizlik bozulmasın istersin, tek başınayken, gürültü çıksın. Yalnızken; bir yalnız daha gelmesin istersin; tek başınayken, kimse yalnız kalmasın. Yalnızken, kimse konuşmasın istersin; tek başınayken hiç susmasınlar. Birisinde kontrol sendedir, diğeri ilahi. –Yazıyı baştan buraya kadar bir daha okudum.- Değerli büyüğüm Philip Moris’e şükranlarımı sunarken… Ne oluyor burada? Erik dalı yok mu?
Erik dalı çalarken bile hüzünlenebilen insanlar tanıyorum ben. İşte onlar tek başınalar. Ellerini havaya kaldırıp, parmakları şıklatıp iki gerdan kıracaklar ama… Bu oyun havasına tek başına eşlik edilmez ki. Bir çift göz istesin, içine baka baka oynayasın. Seni birisi oynamaya kaldırsın istediğin halin tam tersidir. Karıştırma. Orada; bilirsin insanların var, ama senin oynamaya cesaretin yok. Biri elinden tutsa pist yanacak. Birkaç dakika sonra düğün davetiyeni getirirken seni küçük altın olarak gören dostun gelir elini tutar. Azıcık nazlanırsın. Aşığı usandırmayacak bir kıvama gelince konu, en şımarık gülümsemenle doğru piste. Oturtana aşk olsun. Tek başına olan insana kimse davetiye getirmez. Getirse de zarfın üzerinde sadece Sayın yazıyordur. Adı hiç kimsenin umurunda değildir. Geçerken bırakılmıştır.
Tek başına olduğunu hisseden değerli okur. İnan bana değilsin. Biz varız. Seçim kuruluna gidip senin için birer dilekçe versek; Cumhurbaşkanı adayı olursun, öyle kalabalığız. Seçilemezsin ama, suyunu çıkarma. Hemen saray hayalleri kurma. Saray hayalleri kuracak kadar tek başınasın haddini aşma. Sende benim kadar şanslısın. Birsi gelecek, seni tek başınalıktan kurtarıp yalnızlık saflarına dahil edecek. Kendi yalnızlığını seninkinin yanına ekleyecek. İkiniz birden çok yalnız olacaksınız. Tek başına değilsin artık –sakin-, yan yana ama yalnız olacaksınız. Bazen duymayacak, anlamayacak, anlatamayacak… Olsun… Sizi anlamasını isteyecek kadar yalnız olacaksınız, tek başına bırakmamış olmasının verdiği şımarıklığı unutacaksınız efendim, kavga bile edeceksiniz.
Görüşeceksiniz.