Nazım Doğan

Nazım Doğan


CEHALET ÜZERİNE

12 Kasım 2020 - 15:24

Cehalet ne güzel şey. Plüton’dan bugüne, cehaleti öven ne kadar söz var. Bu sözlerin sahiplerine, teker teker sarılıyorum. “Bilmemek mutluluktur. Cehalet mutlu olmak için her şeye sahiptir. Mutsuzlukların kaynağında başkalarının çabası vardır…” Gibi vecizlerin sahipleri, nur içinde yatın! Biz de, sizinle aynı hataya düşüp öğrenmeye çalıştık; öğrendikçe kirlendi, kirlettikçe koktu, kokuttukça boğdu. Bildiğim her şeyi unutmak için para falan harcarım, o derece… Başlıyorum.

Bir tek kahve türü bilirdik eskiden. Tercih etmek falan kısa sürerdi. Orta mı? Şekerli mi? En fazla şekerini tutturamazdık. O da, sınırsız olan deneme yanılma hakkımızdan bir tane götürürdü. Bir dahakine düzeltirdik. Hepsi o. Şimdi elimize tutuşturulan, atlas gibi mönülerden kahve seçmeye çalışıyoruz. İçerisine, aromalı olsun diye şurup istiyoruz. Krema, köpük falan ekleyebiliyoruz. Sonra siparişimiz gelip, garson arkasını döndü mü hemen b.k atıyoruz. Ol-ma-mış. Sebebini açıklıyorum. Evet açıklıyorum. Çünkü çok biliyoruz. Bilmesek orta olacaktı. Biliyoruz olmadı.

Kitaplarda okumasak, çoğumuz işkence diye bir şeyin varlığından bihaberiz. İkinci sayfadaki iğrençlikler, gazete olmasa yok hayatımızda. Yalan, dolan, dolap, düzen bunlar hep sağdan soldan öğrendiğimiz şeyler. İkili münasebetlerdeki saçma ve çirkin şeylerde zamanla öğrenilmiş hikayeler. Bir başkasının yaptığı bir şeyi, öğrenmemiş olsak mevzudan haberimiz olmayacak. Palu ailesi diye bir şey türedi bir ara ya. Onlar doğruyu öğrenmese evlerindekinin yanlış olduğunu hiç bilmeyeceklerdi. Güzeldi onların hayatı. Kendi çukurlarında. Öfke her bireyin sırtındaki küfede bireyle beraber dünyaya gelmiş bir şeyse de şiddet öğrenilir. Bakmayın siz Freud’a, yanılıyor o. Okumasak onu da tanımazdık.

İlber Hoca’yı izlerken dikkat ettim. Ne kadar çok Hayır Efendim! diyor. Çünkü adam biliyor. Karşıdaki yanlış biliyor. Bir programda verdiği doğru bilgi sayısı kadar, “hayır efendim” kullanıyor. Çok yoruluyor. Zaten mevcut bilgiye ulaşmak zor, zihin küfesine yerleştirmek zor, ihtiyacın olduğunda küfeden çıkarmaya çalışmak zor. Bir de karşımda bildiğini zanneden mutluyu üzmeliyim. “Hayır efendim yanlış biliyorsunuz.” Ki cahil kelimesi de en çok, hatta bir tek Hoca’nın ağzına yakışıyor.

Bizleri esaret altına alan birçok şey öğrendiğimiz konuların yaptırımları. Yalanı öğrenmesek doğrunun kıymetini, esareti öğrenmesek bağımsızlığın idealistliğini, kaybetmeyi öğrenmesek kaybetmenin korkusunu, hatırlamayı bilmesek unutmanın keyfini, kaza diye bir şey öğrenmesek emniyet kemerinin mecburiyetini hiç bilmeyecektik. Önce kötüyü öğrenip şekilleniyoruz işte. Sonra neden çay içip Müslüm dinliyorsun? Gazozun yanında, erik dalı dinlemek lüks bize; onu da öğrendik. Erik dalını hiç bilmemek icap ederdi. Müslüm mutluluktu o zaman.

Son paragrafta umut verir miyim diye bekleyen değerli okur. Bekleme vermem. Umut diye bir şey var olsa elimde, tamamını kendime kullanırım. Bencillik yaparım. Gerçi yazar bir arkadaş; “Umut kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır diyor.” ama… Sigara gibi düşün işte vermem. Bildiğimiz kötü şeyleri sıraladım, arka arkaya. İyiler yok mu? Elbette ki var. Ben işime gelenleri yazdım. Dostluğu, sevgililiği, kardeşliği öğrenmesen onlarla sahip olduğun dakikaların varlığını da bilmeyeceksin. O muhteşem insan hayatına girmese evliliğin güzelliğini de bilmeyeceksin. Evliliğin doğal sonucu insan yavrusu. Doğum sancısını bilmeyen çocuk sevgisini de bilemez değil mi? Ben babayım efendim, doğum sancısı bilmiyorum.
Görüşeceğiz.