ULU ÂRİF ÇELEBİ
Mehmed Veysî DÖRTBUDAK

Mehmed Veysî DÖRTBUDAK

ULU ÂRİF ÇELEBİ

08 Şubat 2018 - 12:47 - Güncelleme: 13 Şubat 2018 - 13:02

Uzun bir aradan sonra sizlere tekrar merhaba dediğimiz için Allah’a hamd, Sevgilisine selam olsun. Hz. Musa’nın bir duası vardır “Ey Allahım, gönlüme ferahlık ver, işlerimi kolaylaştır, dilime ifade gücü ver ki sözlerim kolayca anlaşılsın.” şeklindedir. Biz de aynı duayı yaparak başlıyoruz. İnşaallah sözlerimiz doğru bir şekilde yerine ulaşır ve doğru bir şekilde anlaşılır.

Geçtiğimiz pazartesi günü 5 Şubat Hz. Mevlânâ’nın torunu Ulu Ârif Çelebî’nin hakka yürüyüş yıldönümü idi. Bundan dolayı bu gün sizlerle Ulu Ârif Çelebî üzerine hasbıhal edelim dedik. Burada özetlediğimiz bilgiler, “İ. Kunt-M. Vanlıoğlu, Ulu Ârif Çelebi Dîvânı, Aralık 2013 Konya” künyeli eserden alınmıştır.

Ulu Ârif Çelebî’nin babası, Mevlevîlik yolunun Pîri olan Hz. Mevlânâ’nın, birinci hanımı Gevher Hatun’dan doğma Muhammed Bahâüddîn Sultan Veled; dedesi Hz. Mevlânâ Muhammed Celâlüddîn er-Rûmî (Rh.A.)’dir. Annesi Hz. Mevlânâ’nın halifelerinden Şeyh Selâhaddîn-i Zerkûbî (Kuyumcu)’nin kızı Fatma Hâtun’dur. 7 Haziran 1272 Salı günü dünyaya gelmiştir.

Hakkındaki bilgilerin çoğu Ahmed Eflâkî Dede’nin Menâkıbü’l-Ârifîn (Âriflerin Menkıbeleri) adlı eseri aracılığıyla bizlere ulaşmıştır. Tahsili hakkında ayrıntılı bir bilgiye sahip değiliz. Ancak divanı ve rubailerinde kullandığı ayet ve hadisler, şiirlerindeki uslup ve âlim bir aileye mensûbiyetine binâen çok iyi bir eğitim aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Babasının arzusuyla Emir Kayser-i Tebrîzî’nin kızı Devlet Hâtunla evlenmiş ve Bahâüddîn Emir Âlim ile Muzafferüddîn Emir Âdil isimli iki oğlu ile Melike adlı bir kızı vardır. Günümüze kadar gelen Hz. Mevlânâ nesli Muzafferüddin Emir Âdil Çelebi soyundan devam etmektedir.

Yaşadığı müddetçe çok geniş bir coğrafyada seyahat etmiş, Mevlevîliğin yayılmasına vesile olmuştur.

Babasının Hakla vuslatından sonra Çelebilik Makamına geçmiştir. Mevlânâ Dergâhı Onun zamanında manevi bir saltanat merkezi haline gelmiş, Molla Hünkâroğulları da manevî birer sultan olmuşlardır.

O da Hz. Mevlânâ (Rh.A.) gibi divanında gazel ve rubâî biçimini kullanmıştır. Şiirlerini Farsça söylemiştir. Şiirleri tasavvufî muhtevâya sahiptir. Aşk, Allah’a ulaşmak, dünyaya bağlanmamak, kibir ve makam sevgisi gibi tüm dünya özelliklerinden sıyrılmak işlediği önemli konulardandır. Akıcı ve anlaşılır bir yapıdadır şiirleri. Bunda da amaç, sanat yapmak değil, düşüncelerini aktarmaktır.

24 Zilhicce 719/5 Şubat 1320 tarihinde öğle ile ikindi arasında Hakla vuslata erdi.

Şiirlerinden de birkaç tercüme örnek olarak şunları verebiliriz:

“Nazlı ömür sermâyeni aşksızca, boş yere telef edersen yazık olur” Gazel, 63/12
“Allah israf edenleri sevmez” ayetini duydun da böyle israf etmeye nasıl cesaret ettin?” Gazel, 63/13

“Ey aziz kişi! Tevazu yolunu seç, zira bu hem Hakk’ın ayeti, hem peygamberin hadisidir.” Gazel, 66/6.

“Biz elest bezmi sarhoşuyuz, evet diyen ve belâ çekeniz. Sarhoşluktan uzağız, şarap satanla beraber olmayız.” Gazel, 67/11

“Hikmetin mahkûmu olan kişi, her nefeste Hakk’ı açıkça görür.” Gazel, 117/5

“O’nun dergahında yüz kere fakir ve dilenci olursan, Allah sana şahlık bağışlar.” Gazel, 126/5

“Haşa! Bana senin gibi bir şahtan başkası lazım olmaz, benim sığınaım senden başkası olmaz. Ey gönüller padişahı, huri, melek, güneş, ay senin hizmetinde tıpkı asker gibidir.” Rubâî, 48

“Âhımın göklere yükselmediği hiçbir gece yok. Gözyaşlarımın seli Ceyhun nehrine akıyor. Gönlümde, Şirin’in tasasından hasıl olmuş bir perişanlık var. Hüsrev değil, binlerce Mecnûn bile o kadar perişan değil.” Rubâî, 49

Bu yazı 901 defa okunmuştur .

Son Yazılar