ÖNCE SÖZ VARDI
İlyas YAKUT

İlyas YAKUT

ÖNCE SÖZ VARDI

11 Mayıs 2018 - 16:28

 

Söz, “öz”den gelir. İnsanın sözü neyse özü de odur, derler. Söz, insanlık tarihinden de eskidir.

 “Oku!” dedi, “Ben, okuma bilmem” diyen tüm kâinatın yaratılma sebebi olan o güzel Peygamberin verdiği cevapta “söz” vardı.

Söz, insanlıktan eskidir, demiştik. Çünkü söz, Allah’ın kelamıdır. Söz, Yüce Yaratıcının gücüdür. Buna değinen M.Luther:"Tanrı kelâmının gücü öylesine büyük ki, insanoğlunun dudaklarından çıkıveren tanrı kelâmı, güçlü bir ruh olan şeytanı o anda yenilgiye uğratabilir.”

 “Önce söz vardı” diye başlıyor Yuhanna İncili. “Söz vardı, söz Tanrıyla birlikteydi.” Diye devam ediyor.  Post modern yazarımız Oğuz Atay ise buna karşı çıkarcasına yazıyor meşhur eseri “Tutunamayanlar”da: “Önce kelime vardı” diye başlıyor Yuhanna’ya göre İncil. Kelimelerden önce de Yalnızlık vardı ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık.. Kelimenin bittiği yerden başladı. Kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler,yalnızlılığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu.Yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe yalnızlık büyüdü,dayanılmaz oldu.” (Tutunamayanlar) Söz olmadan içtiğimiz çay, yalnızlığı anlatamazdı, yalnızlığın ifadesi sözde saklıdır oysa.

Evet, yalnızlık vardı ancak söz her şeyden önce gelir. Söz varken Adem yoktu. Cenab-ı Allah, bir söz ile meleklerine emir buyurdu. Adem yalnız değildi,  İnsan geldi, söz yayıldı. Söz yayıldı ve yalnızlık başladı. Söylenmeyen sözlerle yalnızlık başladı.  Ardından virgül, nokta, ünlem…

 Barry Sanders, sözün tarihine şöyle bir vurgu yapar: “Söz devletin kuruluşundan daha eskilere dayanır. Söz, yeryüzündeki en eski insan varlığının her dirilişiyle ulaşır bize. Yazar olarak bizler, yaşamlarımızı sözün ilkel gücüne bağlı tutmaya herkesten çok mecburuz. Hindistan’da Vedalar bize hâlâ şöyle der: “Bütün Tanrılar kelama dayanır. Tüm hayvanlar ve insanlar; tüm yaratıklar kelamda yaşar… Kelam, ilahî dünyanın merkezidir.” (Sanders, 2010: 11) kuşkusuz ki dinlerin de belirttiği gibi “Söz vardı önce”.  Söz, yaşam demekti, aşk demekti aynı zamanda. Sözler hayatın kendisi; çünkü söz hayattır. Yüce Allah’ın “ol!” sözüyle başlamadı mı her şey? O söz ile dağ oldu, taş oldu, insan oldu kısaca bütün  evren oldu. Eşref-i mahlûkat olan insanın olmasıyla söz yayıldı dünyaya. Nasıl tesir etmiş söz, İsmet Özel’e Amentü şiirinde:

"insan 
eşref-i mahlûkattır derdi babam 
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı..." 

Sevap ve günaha sözle yöneldik. Yanlışta veya doğruda hep söz vardı. Söz maneviyattır. O yüzden bundan 5 bin yılı geçen zaman diliminde yazıyı bulanlar ozanlar veya düşünürler değil de hesap kayıtlarını tutmak isteyen muhasebeciler olmuştur. Adem’in yediği yasak meyvede, kuyuya bırakıldıktan sonra Yakub’a söylenenlerde, ateşe düşmeden yanan Züleyha’nın Yusuf’a attığı iftirada, Züleyha’nın Yusuf’a olan aşkında söz vardı önce. Züleyha, “Yusuf” derken yazıya dökemezdi bunu. Kalbinden dökülen sözleri kalem yazamazdı.

“Züleyha, Yusuf’a bir mektup yazmaya balayınca
Yusuf diye başladı,
Yusuf diye bitirdi.
Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.
Anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kelam yok.
Ve Züleyha’nın lügatında Yusuf’tan öte sözcük yok. " (N.Bekiroğlu)

 

Söz aynı zamanda aşktır, aşk da söz. Aşk ilk sözle girer gönle. Sonra dökebilir misin kaleme? Hangi şair dökebilmiş kağıtlara? Kaleme dökseydi aşkı Karakoç dökerdi. Mısralarında yinelediği, tariflere sığdıramadığı, dillere düşüp de dilinden düşürmediği  nazlı “Mihriban”ı kalem yetti mi anlatmaya? “Önce naz sonra söz ve sonra hile / Sevilen seveni düşürür dile.” Söz, halden anlamaktır. Kim, kimin kimden daha çok ya da daha az sevdiğini bilebilir veya anlayabilir söze dökülmediyse?  Dil bağlanır da söz bağlanmaz. Söz, Hâli anlatır, Hâl  ise kelamı yani sözü.

Hâli bilmeyen kelâmı neylesin, 
Kelâmı bilmeyen hâli ne diye bilsin? (N.Bekiroğlu)

Dünya katı, dünya aşırı sert, oysa sözler yumuşakça dokunur kalbe. Dilinden dökülmüyorsa sözler, o zaman geceyi de günleri de sükûta vur. Bilmiyorsan sözü, otur, dinle. Dinlemenin bir erdem olduğunu unutmadan. Ne diyor şeyh Edebalı: “İlim bil, irfan bil, söz bil.

Nerede nasıl söylemek de önemli ki bir söz ile savaş çıkar, bir söz ile barış olur. Bir de Yunus Ataya kulak verelim:

 “Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.” (Y.Emre)

 

Çok söz söylemek marifet değildir. Bazen de sınırı bilmek gerekir. Bu sınırı aşan hiciv şairi Nef’i, hikâyesiyle hem güldürüp hem de üzmüştür. Kendilerini bırakıp Kırım Hanının yanına kaçan babasından, devrin sadrazamından padişahına kadar kimseden sözünü esirgemediği için boğdurularak idam edilmiştir hiciv şairi Nef’i.

            “Nef’i, Padişaha, her zaman yüzüne karşı methiyeler düzdüğü halde, günün birinde onu tenkid eden, alaycı bir şekilde hicveden “Sihâm-ı Kazâ” isimli şiiri yazdı. Padişah bunu öğrenince, onun cezalandırılmasını istedi. Fakat kurnaz Nef’î, hemen saraydaki zenci ağalardan birine giderek Padişahın kendisini affetmesi için bir dilekçe yazması için yalvardı. Saray ağası dayanamayıp bir dilekçe yazdı. Tam imzalarken, kalemden bir damla siyah mürekkep kağıda damladı. O anda şairin hiciv damarı kabardı ve o zor anında bile zenci saray ağasıyla renginden dolayı alay etmek  için “Mübarek teriniz damladı efendim” deyiverdi. Bu onun son sözleri oldu ve zenci saray ağası Nef’î’yi hemen cellada teslim etti.

Söz söylemek, sözden anlamak farklı kılar beşeri.  Ve insan sözünün eridir, yazdıklarının değil. Yazılan artık okura aittir. Söylenen ise her zaman söyleyeni bağlar. Fazla uzatıp sıkmadan bitirelim son söz ile Vesselam.

“Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar. 

O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.” (Mevlana)

 

 

Bu yazı 993 defa okunmuştur .

Son Yazılar