İlyas YAKUT

İlyas YAKUT


MİZAH

11 Mayıs 2018 - 15:24 - Güncelleme: 11 Mayıs 2018 - 16:26

“Mizahın olmadığı yerde yaşamak çok zor, her şeyin mizaha dönüştüğü bir yerde yaşamaksa olanaksızdır!” Bertold Brecht Kimi zamanlar olur ki sadece gülümsemek gelir içimizden. Gülmek, en doğal ihtiyaç ve tepkilerimizden biridir çünkü. Kimilerince mutluluğun resmini taşıyan gülme, bazılarınca da hayatı ti…ye alma olarak görülür. Gündelik hayattan sanata, siyasete… birçok alanda karşımıza çıkar. Gazete ve dergilerde karikatürle, bir konserde yorumcunun anlattıklarıyla, siyasilerin muhalif konuşmalarında kısaca yaşamın kendi süreci içinde gülme ve güldürme her zaman, her an ifade bulur. Oldukça monotonlaşan bir ifade haline gelmiştir: “hayatım olmuş bir komedi”. Günümüz toplumunda aslında durum tam da böyle. Yavaş yavaş değil, hızlıca her şeye güler hale geldik. Kimin ne anlattığını dinlemeden, birinin başına gelenlerin komik olup olmadığına önem vermeden, güler hale gelmişiz. işte yukarıda verilen Brecht’in sözünün ikinci kısmı olmuş hayatımız. “Oysa yaşamak ciddi iştir.” Diyerek gülmeyi unutursak bu kez de bohem bir hayat başlayacak. Gülmek, en ciddi iştir diyerek hayata devam demek daha doğru olacaktır. Zaten kalbin de ilacı gülmek değil mi? Konumuz da mizah olunca devam eden anlayışa tuz biber atalım. Mizah, insan hayatının komik ve anlamsız taraflarına yönelik değerlendirme yetisidir. Mizah, çoğu zaman güldürürken düşündürmeyi amaçlar. Hiciv, yergi ve alay anlamı taşır. Bir kimseyi gülünç duruma düşürmek amacıyla alay, hakaret, küfür ve yerme amacı taşıyan şiir ya da düz yazılardır. Mizahın tarihi oldukça eskiye gider. Batı’da 13. Yüzyılda tıp alanında anestezi olarak kullanılan mizah, 16. Yüzyılda ise depresyon tedavisi olarak kullanılmıştır. Genel olarak baskın güce karşı olarak yayılan mizah, düzensizliğe ve haksızlığa karşı bir araç olmuştur. Günümüz siyasilerinde, köşe yazarlarında ve komedyenlerde bu kavram kara mizaha varmaktadır. Bu durumun ortaya çıkmasında ise hiç kuşkusuz siyasi düşünce farklılıkları yatmaktadır. İnsanların kendi düşüncelerinde olmayanlara yönelik yaklaşımları mizah dilini kabalaştırıp, ağırlaştırmıştır. Gazete ve dergilerde yer alan karikatürlere bakıldığında çoğunluğunun bu değerlendirme kapsamında olduğu görülmektedir. Konu mizah olunca adı anılmadan olmazsa olmaz isimler vardır. Sözlü, yazılı ve görsel kültürde tarih boyunca önemli yer tutan güldürü türünde mizah denilince hiç kuşkusuz akla ilk gelen isim Nasrettin Hoca’dır. Bugün Orta Asya Türk Topluluklarından başlayarak Balkanlara kadar nerede bir Türk topluluğu varsa oranın sahiplendiği bir güldürü ustasıdır Nasrettin Hoca. Bu topraklarda doğup dünyaya mal olmuş, evrensel bir isimdir o. Yine Hacivat ve Karagöz, güldürü edebiyatımızın bir başka önemli temsilcileri olarak karşımıza çıkar. Bekri Mustafa Efendi, Nef’i, Şair Eşref, Temel ve Dursun, Namık Kemal, Neyzen Tevfik, yaygın isimlerdir. Zamanında toplumsal ve siyasal baskılara başkaldırmış bir şair olan hiciv ve mizah ustası Eşref’in hayatı sivri dili ve zekası nedeniyle sürgün ve cezalarla geçmiştir. Henüz onu ve hicivlerini taşımaya hazır değildi ülke. Şair, ölmeden önce vasiyetini dörtlükle ifade eder, ancak vasiyetinin gereği yazdığı şiirler gibi mizah olur. Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için, Gelmesin reddeylerim billah öz kardeşimi, Gözlerim ebna-yı ademden o rutbe yıldı kim, İstemem ben Fatiha, tek çalmasınlar taşımı. Şairin tek isteği mezar taşının çalınmamasıdır. Öyle enteresandır ki kabri Kırkağaç’ta olan şairin mezar taşı defalarca kez çalınır. Mizahi anlatılardan bir örnek daha verelim. Ancak bu kez olay “güler misin, ağlar mısın?” hesabıdır. Namık Kemal Magosa’da zindandayken yanına birini verirler. Üstat, şiirler yazar ve yazdıklarını o zindan arkadaşına okurmuş. O da bu şiirleri ağlayarak dinlermiş. Namık Kemal bu durumdan çok etkilenerek kendi kendine: “ne kadar duygulu ve hassas insan” dermiş. Hatta dışarıdaki bir arkadaşına şu mealde bir mektup yazmış: “Zindandayım ama çok mutluyum. Çünkü burada beni anlayan birine rastladım. Ben söylüyorum o ağlıyor, o ağlıyor ben söylüyorum.” Namık Kemal bir gün zindandaki arkadaşına: “ben şiirlerimi okuyup konuştukça sen hep ağlıyorsun. Neler hissediyorsun bana anlatır mısın?” diye sorar. Zindan arkadaşı Namık Kemal’e: “Sen yazdıklarını okudukça sakalın sallanıyor. Ben de sakalın sallandıkça köyümdeki keçimi hatırlıyorum. Onu çok severdim” diye karşılık verir. anlatılan odur ki bu cevap karşısında Namık Kemal yıkılır, uzun süre kendine gelemez. Günümüzde en önemli mizah aracı kuşkusuz sosyal medyadır. Hemen hemen her gün ardı ardına sıralanan güncel olaylar hakkındaki capsler bu anlamda en önemli mizah aracı konumundadır. İlber Ortaylı’dan Devlet Bahçeli’ye veya sporsal birçok örneğe varana kadar hepimizin takip edip güldüğü örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesela üç tarafı sularla çevrili ülkemizin su topunda başarısız olmasına vurgu yapan bir takipçinin “Noldu boğuldunuz mu? Demesi veya aşırı sıcaklar nedeniyle çözümü güneşe silahla ateş etmekte bulan Adanalı yaklaşımı… Charlie Chaplin’in dediği gibi “Kahkahasız geçen bir gün, harcanmış bir gündür.” Vesselam…

YORUMLAR

  • 0 Yorum