İMTİHAN DÜNYASINDA “İYİ VE KÖTÜ GÜNLER”
Dr. Ahmet ERDİNÇLİ

Dr. Ahmet ERDİNÇLİ

Vaaz Kürsüsü

İMTİHAN DÜNYASINDA “İYİ VE KÖTÜ GÜNLER”

10 Ağustos 2017 - 15:55

Rabbimiz Kur’ân’da; “iyi günler”i ve “kötü günler”i insanlar arasında sürekli değiştirdiğini hatırlatarak dünyanın imtihan yeri olduğuna dikkatlerimizi çekmektedir. Bu imtihanın gereği olarak bazen nimetlerle bazen de sıkıntılarla sınavdan geçmekteyiz. Bu imtihanın neticesi olarak ta şunları söylemek gerekir: Dünyada hiçbir zafer ve bolluk sürekli olmadığı gibi hiçbir kıtlık, sıkıntı ve zulüm de ebedi değildir. Kısacası her gecenin bir sabahı her kışın da bir baharı mutlaka vardır.

Kur’ân-ı Kerim bu imtihanın sürekli olmadığını, dertlerin, sıkıntıların, huzur, mutluluk ve sevinçlerin insanlar arasında değişip durduğunu şu ayette haber vermektedir; “Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.”(Âl-i İmrân, 3/140). İnsanın dünya hayatını özet biçimde dile getiren bu ayete göre insan bazen nimete kavuşur onunla sevinir bazen de sıkıntıya maruz kalır üzülür.

 

İnsanların sıkıntı ve nimet karşısındaki genel tavırları…

Önemli olan bu imtihan dünyasında iki durum karşısında da bizim Rabbimize karşı tutumumuzdur. Bu iyi ve kötü günlerle ilgili olarak Kur’ân’da insanın davranışlarından bahsedilirken insanın “iyi günler”inde, bir nimete ve feraha eriştiğinde şımarır, bu nimete kendisinin elinin emeğiyle ulaştığını düşünür, Allah’ı, ahireti, hesabı, ihtiyaç sahiplerini unutur. “Kötü günler”inde, başına bir sıkıntı, hastalık, dert geldiğinde ise hemen önceki tüm yalvardıklarını (gafletini) bir kenara atıp sadece Allaha yalvardığı dile getirilir. Allah’tan gelen bir rahmet vesilesiyle yine bolluğa eriştiğinde yine önceki yaşamına devam ettiği vurgulanır.

İnsan olarak Rabbimizden gelen her türlü hale kanaat etmeye çalışmalıyız. Nitekim Hz peygamber de bu hususta mü’minler olarak almamız gereken tavrı şöyle haber vermektedir; “Mümin kimsenin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu müminden başka hiç kimse de yoktur. Kendisine bir iyilik isabet ederse verdiği nimetten dolayı Allah'a şükreder. İşte bu, onun için bir hayır olur. Bir sıkıntı isabet ederse buna karşı sabreder. Bu da onun için bir hayır olur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/332).

Sıkıntılarımıza sabrederek, sevinç ve nimetlere şükrederek her durumda halimizi hayra çevirmesini bilmemiz gerekir. Böylece daha güzel nimet ve karşılıklara kavuşmuş oluruz. Bu bağlamda Rabbimiz Kur’an’da insanın başına gelen farklı imtihanlara sabrettiğinde kendisine karşılık olarak cennetini bahşedeceğini şöyle bildirmektedir; “Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri(cennetle) müjdele.” (Bakara, 2/155.)

 

Nimet ve sıkıntılar karşısında tavrımız nasıl olmalı

Bir nimete, bolluğa veya şifaya eriştiğimizde tavrımız Hz. Süleyman gibi “(Kraliçenin tahtının yanı başında durduğunu görünce) 'Bu, Rabbimin lütuflarındandır. Bu şükür mü edeceğim, yoksa nankörlerden mi olacağım diye beni sınamak içindir. Şükreden sadece kendi lehine olarak şükreder. Nankörlük eden ise bilmelidir ki Rabbim onun şükründen müstağnidir, şükrüne ihtiyacı yoktur, ihsan ve keremi boldur.'" (Neml, 27/39-40) bolluk imtihanının farkına varmalı şükürle buna karşılık vermek olmalıdır.

Dert, sıkıntı ve üzüntülü anlarımızda genel tavrımız: “Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim” sözünde olduğu gibi “Bu da geçer ya Hû” diyerek sabırlı olmalıyız. Asla Rabbimize isyan etmemeli imtihanda olduğumuzu unutmamalıyız. Böyle anlarda önemli olan Hz. Mevlana’nın dediği gibi “Benim büyük bir derdim var” deme. Derdine dönüp “Benim büyük bir Rabbim var” de!’ diyebilmektir. İnsanı olgunlaştıran genelde sevinç ve mutlu olduğu anlar değil, sıkıntılı olduğu zaman dilimleridir. İnsanın hatırladıkları da genelde sıkıntılı günleridir. (Erkeklerin okul, askerlik hatıraları, kadınların da doğum süreçleri gibi)

 

Yunus Emre de bir şiirinde bu imtihanın farkına vararak dizeleriyle konuyu özetlemektedir;

Ya derd gönder ya deva/Kahrında hoş, lutfun da hoş.

Hoştur bana senden gelen/Ya hilat-ü yahut kefen,

Ya taze gül, yahut diken../Kahrında hoş lutfun da hoş.

Gelse celalinden cefa/Yahut cemalinden vefa,

İkisi de cana safa:/Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Gerek ağlat, gerek güldür,/Gerek yaşat gerek öldür,

Aşık Yunus sana kuldur,/Kahrında hoş, lutfun da hoş.

 

Özetle; imtihan dünyasında insan, bazen sevinecek bazen üzülecek; eşiyle, işiyle evladıyla, ticaretiyle, dostlarıyla, anne-babasıyla vb. durumlarla sıkıntıya düşecek, bazen de içi içine sığmayacak kendisinin, çocuğunun, işinin başarıları ve gelişmelerinden mutluluk duyacak ve etrafına gülücükler saçacak. Her ne halde olursak olalım bize düşen daima Rabbimizin kulu olduğumuzu aklımızdan çıkarmamak, derdi verenin O olduğunu devasını verecek olanın da aslında O olduğunu bilmek olmalıdır.

 

Sahi kıymetli dostlar! sizin halinizi sormayı unuttum. Bugünlerde nasılsınız? “iyi günler” mi yoksa “kötü günler” mi? yaşıyorsunuz?…

Hz. Peygamber’in “Tebessüm sadakadır.” hadisinde belirttiği gibi her hâlükarda gülümsemenin yüzünüzden eksik olmaması temennisiyle…

Rabbim kaldıramayacağımız yüklerle bizleri imtihan etmesin…

Rabbim bugünlerimizi aratmasın…

 

 

Bu yazı 1752 defa okunmuştur .

Son Yazılar