TÜRK EDEBİYATINDA "NESİR"
Cüneyt Aybey

Cüneyt Aybey

Hasbihal...

TÜRK EDEBİYATINDA "NESİR"

12 Ekim 2018 - 16:11

TÜRK EDEBİYATINDA “NESİR”

 

                Düşünce, duygu, olay ve imgelerin insanlarda estetik duygular uyandıracak bir biçimde dil aracılığıyla söz ve yazıyla anlatımını amaç edinen bir sanat olarak tanımlanan edebiyat  şiir ve nesir dediğimiz  iki format üzerinde gelişir.  Nesir kelimesi dilimizde düz yazı olarak ifade edilir. Ve  roman, hikaye, tiyatro gibi türler hep bu nesir türü minvalinde gelişir.  Nasıl şiir yazana “Şair” diyorsak  nesir yazan yazarlara “Nasir” denir.

Türk edebiyatında nesi r ise tarih boyunca üç koldan başlayarak gelişir.  Birinci kol Orhun kitabelerinden ve Oğuz Kağan destanından başlayan kol. İkinci kol Arap ve Latin edebiyatlarından gelen tesir ile Kur’an-ı Kerim’i örnek olarak alan kol ve de üçüncü kol olarak İran nesrinin birikimi ve bu birikime Yunan ve Roma nesrinin özelliklerinin de sahip olduğu sanatlı İran nesrinden alınan kol. Bu üç ayrı kol 12.yüz yılda Anadolu’da birleşmiştir. Anadolu Selçuklu devri, Beylikler devri ve daha sonra Osmanlı imparatorluğu içinde Osmanlı kültür ve medeniyetini ifade eden yeni bir Türk nesri meydana gelmiştir. 12. Yüz yılda Anadolu’da meydana gelen nesir eserlerinde biz Türk kültürünün ve edebiyatının özelliklerini temel alan fakat  Arap ve Latin kurallarını taşıyan İran’ın süslü ve sanatlı nesrinin örnek almış ama Osmanlı kültür ve medeniyetinin fikir dünyasını anlatan, Türkçe konuşma diline dayanan bir nesir buluruz. Bu nesir sade, orta ve süslü olmak üzere üç üslupla ifade edilmiştir.

Sade nesirde Oğuz Kağan destanını ve bu destanını parçalarının işleyen Dede Korkut hikayelerinin üslup özelliklerini buluruz.  Bu üslup özellikleri genelde hareketli, ritmik, fiil cümleli, aliterasyon ve asonanslarla müzikal hale getirilmiş, mısra başı kafiyeleri olan, dörtlüklerle monotonluğu kırılmış düz yazı tarzıdır. Bunlarda atasözlerinin deyimlerin söyleniş tarzları saklıdır. Sade nesirle tarih kitapları, hikayeler, dini-tasavvufi eserler yazılmıştır. Tevarih-i Al-i Osman, Selçukname,  Gazavatnameler,  Binbir  Gece Masalları sade nesre örnektir.   

Orta nesirde ise süslü nesir ile sade nesir arasında yer alan bir düz yazı türüdür. Hem halkın konuşma dilinden farklı bir kültür  diline sahiptir hem de süslü nesrin sanatlı üslubundan uzaktır. Doğrudan doğruya anlatılmak istene meram ortaya konmaya çalışılır. Envarül- Aşıkın, Nasihatname, Fütuvvetname, Muhammediyye, Hadis ve Fıkıh kitapları bu türe örnektir.

Süslü nesir dediğimiz türe seçili müsecca, musanna ve sanatlı nesir gibi isimler alan bu tür ise Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaların yoğun kullanıldığı secili yani düz yazı kafiyeli, uzun cümleli ve sanatlı bir nesirdir. Sinan Paşa’nın Tazarrunamesi, Nergisi ve Veysi’nin eserleri bu türe en güz

İşte bu tarihi gelişiminden sonra Tanzimat, Servet-i Fünun ve Milli edebiyat dönemlerinden sonra Cumhuriyet döneminde tam olarak inkişaf  etmiş çok güzel eserler yazılmıştır. İşte gelişe gelişe bugüne gelen Türk nesri Halit Ziya Uşaklıgil, Refik Halit Karay,  Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Tarık Buğra, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi birçok yazı  üstadları yetişmiştir. Ve bu üstadlar çok güzel eserler telif etmişlerdir.   Türk diline  ve Türk edebiyatına hizmet eden her sanatkara minnettarız, vefa borçluyuz dostlar…

 

 

Bu yazı 443 defa okunmuştur .

Son Yazılar