Cüneyt Aybey

Cüneyt Aybey

Hasbihal...

SEKSENLERDEN GELİYORUM BEN

29 Kasım 2020 - 00:02

SEKSENLERDEN GELİYORUM BEN
Seksenlerden geliyorum ben. Buram buram arabesk kokan o yıllardan. 16 Mart 1980 doğumluyum. Anadolu’nun has çocuğum. Seksenlerin altın çağından geliyorum. Mahalle aralarında top oynayarak büyüdüğümüz yıllardan. Çocukluğumuzun çok güzel geçtiği o muhteşem yıllardan.
Çocuk iken samimi dostluklar kurduk komşularımızın çocukları ile. Komşu çocukları bizim canımızdı, oyun arkadaşımızdı, yolumuzda yoldaşımızdı. Her şeyimizi paylaşırdık. Simitimizi, sırlarımızı, oyncaklarımızı…
 Çay ve salçalı ekmek kokan sabahlarımız oldu. Erkenden kalkıp kahvaltıdan sonra okul yollarını aşındırdığımız güzel sabahlar. Siyah bodyelerimizi (önlüklerimizi) giyer, beyaz yakalarımızı  takar okul yollarına revan olurduk. Öğretmenlerimizi severdik ve çok saygı duyardık onlara. İlkokul, ortaokul derken lise yıllarına geldik. Kanımızın deli deli damarlarımızda dolaştığı, başımızda kavak yellerinin estiği  o çılgın yıllar… Hissiyatımızı yoğun ve muhabbetimizi coşkun  yaşadığımız o deli yıllar….
Sonra bilmem nereden duyduysak   Ferdi Tayfur’un  arabesk şarkılarını. O şarkılar bizi bizden aldı. İçmeden sarhoş etti. Başımızı döndürdü, gençliğimizi söndürdü. Evet, Arabeski Ferdi Tayfur’dan   dinledik. Dinlemekle kalmadık, satır satır, kelime kelime ezberledik Ferdi Tayfur’un şarkılarını. Aşkı anlatan, sevdayı haykıran, duygularımıza tercüman olan, bizi bizden alan o şarkıları. Keder kokan, gülü kanatan, bülbülü ağlatan, gençliğimizi solduran şarkıları. Hala içimizde bir yangın olan o şarkıları. Hasret, acı, feryat, figan, derbeder ne demekmiş bu şarkılardan öğrendik. Gençliğimize elveda dedirten şarkıları  ezberledik. Hep hüzün hep ayrılık hep acı kokan dertli şarkıları çok dinledik. Çok uykusuz kaldık. Zaten duygusal bir yönümüz vardı bu şarkılar bizi hepten bitirdi.  Ne yaşamaya derman bıraktı ne de sevmeye cesaret…
SEKSENLERDEN GELİYORUM BEN
Seksenlerden geliyorum ben. Buram buram arabesk kokan o yıllardan. 16 Mart 1980 doğumluyum. Anadolu’nun has çocuğum. Seksenlerin altın çağından geliyorum. Mahalle aralarında top oynayarak büyüdüğümüz yıllardan. Çocukluğumuzun çok güzel geçtiği o muhteşem yıllardan.
Çocuk iken samimi dostluklar kurduk komşularımızın çocukları ile. Komşu çocukları bizim canımızdı, oyun arkadaşımızdı, yolumuzda yoldaşımızdı. Her şeyimizi paylaşırdık. Simitimizi, sırlarımızı, oyncaklarımızı…
 Çay ve salçalı ekmek kokan sabahlarımız oldu. Erkenden kalkıp kahvaltıdan sonra okul yollarını aşındırdığımız güzel sabahlar. Siyah bodyelerimizi (önlüklerimizi) giyer, beyaz yakalarımızı  takar okul yollarına revan olurduk. Öğretmenlerimizi severdik ve çok saygı duyardık onlara. İlkokul, ortaokul derken lise yıllarına geldik. Kanımızın deli deli damarlarımızda dolaştığı, başımızda kavak yellerinin estiği  o çılgın yıllar… Hissiyatımızı yoğun ve muhabbetimizi coşkun  yaşadığımız o deli yıllar….
Sonra bilmem nereden duyduysak   Ferdi Tayfur’un  arabesk şarkılarını. O şarkılar bizi bizden aldı. İçmeden sarhoş etti. Başımızı döndürdü, gençliğimizi söndürdü. Evet, Arabeski Ferdi Tayfur’dan   dinledik. Dinlemekle kalmadık, satır satır, kelime kelime ezberledik Ferdi Tayfur’un şarkılarını. Aşkı anlatan, sevdayı haykıran, duygularımıza tercüman olan, bizi bizden alan o şarkıları. Keder kokan, gülü kanatan, bülbülü ağlatan, gençliğimizi solduran şarkıları. Hala içimizde bir yangın olan o şarkıları. Hasret, acı, feryat, figan, derbeder ne demekmiş bu şarkılardan öğrendik. Gençliğimize elveda dedirten şarkıları  ezberledik. Hep hüzün hep ayrılık hep acı kokan dertli şarkıları çok dinledik. Çok uykusuz kaldık. Zaten duygusal bir yönümüz vardı bu şarkılar bizi hepten bitirdi.  Ne yaşamaya derman bıraktı ne de sevmeye cesaret…