AYLARDAN MUHARREM MEVSİMLERDEN SONBAHAR
Cüneyt Aybey

Cüneyt Aybey

Hasbihal...

AYLARDAN MUHARREM MEVSİMLERDEN SONBAHAR

06 Eylül 2019 - 12:57

AYLARDAN MUHARREM MEVSİMLERDEN SONBAHAR

Daha önceleri Eylül  ayı hakkında düşüncelerimi birkaç defa yazdım. Bu sefer  Muharrem ayı  hakkında duygu ve düşüncelerimi  sizinle paylaşmak istiyorum. Muharrem ayı bir defa Hicri takvimin ilk ayıdır. Hicri yeni yıl Muharrem ayının birinci günü başlar. Muharrem ayı İslamiyetten önce dahi kutsal kabul edilip hürmet gösterilen bir ay olmuştur. Muharrem ayı Recep, Zilkade ve Zilhicce ayları ile birlikte Haram aylardan  sayılmış ve bu aylarda savaş yapılması ve kan dökülmesi  yasak olarak görülmüştür. Muharrem biraz önce dediğimiz gibi Hicri yılın ilk ayı, Recep ayı yedinci ayı, Zilkade onbirinci  ayı, Zilhicce ise onikinci yani yılın son ayıdır. İslamiyet geldikten sonra da  Muarrem ayı dini, sosyal ve tarihi önemi haiz olaylara sahne olmuştur. Hicret ve hicri takvim, aşura ve kerbela. Bu durum Muharrem ayını, İslam kültürü açısından daha da ön plana çıkarmaktadır.

 

Evet mevsimlerden sonbahar, fasl-ı hazan yani hüzün  zamanı. Güz mevsimi  bir inkıraz vakti. Bu seneki sonbaharın başlangıcı   Kerbelanın seneyi devriyesi olan  Muharrem ayının 10. günü zamanına tevafuk etti. Mevsimin değişiminde  zaten var olan hüznümüz Kerbela’ nın  tahatturu ile iyice arttı, ziyadeleşti. Hüznümüze hüzün ilave edildi. “Muharrem, Matem, Kerbela, Aşura, Şehadet, Zulüm, Hüzün” kavramları zihnimde dolaşıyor. Ve şair Şükrü Erbaş’ın “Ve Güz Geldi Ömür Hanım” diye başlayan  yazısının cümleleri aklımdan geçiyor. Şimdi sizi bu cümleler ile baş başa bırakıyorum.

“Ve güz geldi ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı, yüzüm ömrümün atlası, düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?
Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış. böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de? Yağmur yağıyor ömür hanım...Gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından? Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım. . Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım. Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir göz bebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama değil mi yoksa?

 

Bu yazı 378 defa okunmuştur .

Son Yazılar