Yıkıcı muhalefetten kaçınmak…
Adem Ceyhan

Adem Ceyhan

Yıkıcı muhalefetten kaçınmak…

01 Nisan 2016 - 10:24

Bütün millet fertleri olarak doğruları-yanlışlarıyla ortak bir geçmişe dayanan, aynı vatan üzerinde yaşayan ve belirli bir zaman için aynı gemide yol alan insanlarız... Yurdumuz, bütün millet fertlerinin meydana getirdiği büyük ailenin yuvası değerindedir. Bir gemi içindeki yolculardan bir kısmı, onu tahrib etmeye kalkıştığında, diğer yolcular türlü sebeplerle sessiz kalır ve tehlikeli davranışı engellemeye gayret etmezlerse, hep birlikte zarar göreceklerdir. Vatanını, milletini seven, yurdunda barış ve esenlik içinde yaşamak isteyen herkese, bilhassa basın- yayın organlarının sahiplerine, gazeteci- yazarlara ve siyasî parti ileri gelenlerine çok mühim millî vazifeler düştüğü kanaatindeyim.

Şüphesiz ki, her basın, yayın vasıtasının bir ideolojik tercihi ve siyasî görüşü olabilir; belirli kanunî sınırlar içinde yayın yapma hakkı ve hürriyeti vardır. Ancak bu hak ve imkânlar, sahiplerine insan ve vatandaş olarak bazı vazifeler yüklemekte; ayrıca basın-yayın hürriyetinin de sınırsız olmadığı bilinmektedir. Bazı basın- yayın organları, hitap ettiği kitlelere, doğru haberler vermek, hadiseleri çeşitli yönlerden yorumlamak yerine, ideolojik bir kavganın silâhı gibi şiddet, nefret taşımakta yahut gizli, açık finansör menfaatlerinin takipçisi olarak kullanılmaktadır. Basın hürriyetinin içinde tenkit hakkı da vardır. Fakat bir siyasî partiyi, iktidarı yahut cumhurbaşkanını tenkit etme hakkı, hukuki ve ahlâkî kaide tanımama, hakaret etme, kin ve nefret saçma serbestliği manasına gelmez. Hele devletin, milletin esenliği, güvenliği için mücadele ettiği terör örgütlerine destek vermek, diğer taraftan kendi ülkesindeki siyasî iktidarın başka ülke(ler)deki, meselâ Suriye’deki bir terör örgütüne yardım ettiğini, hem de sağlam bir delile dayanmadan iddia etmek, böylece siyasî ve ideolojik muhaliflikten ötürü memleketindeki demokratik idareyi başka devletlere şikâyet etmek, kesinlikle basın hürriyeti değil, o hürriyetin kötüye kullanılmasıdır. Bu yolu seçen belirli sermaye sahipleri ve zümrelerin benimsedikleri yayın politikasından vazgeçmelerini beklemek, fazla iyimserlik ve hattâ safdillik olur. Böyle sorumsuzca ve düşmanca davranan, yalan, iftira, çarpıtma mahiyetinde haberler, yorumlar yapmakta bir mahzur görmeyen basın-yayın organlarının faaliyetlerine kanunî sınırlar getirilmesi normaldir. Nitekim yürürlükteki 1982 anayasasında basın hürriyetinin iç ve dış güvenlikle ilgili sınırlarına dair hükümler de yer almaktadır.

Siyaset sahasında olanları takip etmeye çalışan, milletinin esenliğini, gelişmesini, devletinin kudretli ve tam bağımsız olmasını dileyen bir vatandaş olarak isteğim, ana muhalefet partisi CHP’nin, genel seçimlerde aldığı oyların % 25,3’te kalmasının sebeplerini iyi araştırması; dört dönemdir başka bir partiyi tercih eden vatandaşlara hakaret etmek yerine, kendisinin niçin tercih edilmediğini gerçeğe uygun biçimde anlamaya çalışmasıdır. Politik olarak değil, samimiyetle böyle yaptığı takdirde, şimdikinden daha fazla seçmen desteğini alması mümkündür. Kanaatimce bunun yolu, Türk milletinin millî, manevî ve ahlâkî değerlerine saygılı olmak; dini, dili, tarihi, iyi örf ve güzel âdetleriyle kavgalı olmamak; laiklik prensibini insanların inanç ve ibadetlerine karşı çıkış manasında görmemektir. “CHP, iktidar partisinin icraatına muhalefet ederken, mümkün olduğu kadar yapıcı bir dil tercih etse… millet ve memleket için iyi, faydalı olan hizmetleri, gelişmeleri desteklese… doğru bulmadığı karar, değişiklik ve gidişleri, itinalı bir üslûpla tenkit etse… toplum kesimlerini kutuplaştırıcı, sosyal barışa zarar verici bir nefret dili kullanmaktan kaçınsa…” desek, çok şey mi istemiş oluruz? Aksi takdirde yönelttikleri tenkitler, “peşin hüküm, kin ve kıskançlık ürünü” diye kaale alınmayacak; hemen geri çevrilecektir. CHP’den beklenen başka bir irade ve kararlılık, bütün terör örgütlerinin eylemleri karşısında net tavır takınması; onlara destek manasına gelecek beyan ve davranışlardan kaçınması...

MHP’ye gelince, ana muhalefet partisi hakkında söylediğimiz gibi, bu muhalefet partisi de millet ekseriyetinin oylarıyla, hem de dört dönemdir üst üste işbaşına getirdiği iktidar partisine tenkitler yöneltirken, nefret, hakaret, tehdit yüklü bir dil kullanma yönüne gitmemeli. Bir vatandaş olarak bu partiden de beklediğimiz, iktidar partisinin milletimiz ve ülkemiz için yaptığı gerekli, faydalı çalışmaları, güzel hizmetleri takdir etmek, kendi anlayışına göre doğru bulmadığı icraatı, yine sağduyulu bir dille tenkit etmek; sosyal meseleler için alternatif çözüm yolları da göstermektir. MHP’nin şimdiye kadar çeşitli yollarla halka açıkladığı fikir ve iddiaların seçmenler nezdinde hangi oranda makes ve taraftar bulduğu ortada… Uzunca bir zamandır % 10- 15 bandında seyreden bir destektir bu… Nitekim 60-70 yıllık tecrübeler, Türk milliyetçiliği merkezli siyasî geleneğin ülkemizde ne kadar taraftar bulduğu konusunda bir fikir verici mahiyette, değil mi? Bazı eski ülkücüler ve Türk milliyetçileri, büyük devlet, “imparatorluk” bakıyyesi, demek oluyor ki farklı etnik kökenlerden gelen birçok vatandaşın yaşadığı bir ülkede, Türklüğü ve onun üstünlüğünü fazlaca vurgulamanın birleştirici olmadığını belirtmeye başladılar. Evet, yerine göre Türklüğü belirtmek de sosyal hayatta dayanışmayı sağlayıcı bir faktör olabilir, ki bu “müsbet milliyetçilik” sayılır… Fakat sonuçta bir baba ve anneden türemiş insanlar olarak bu memlekette hep birlikte barış içinde yaşamak, adalet, kardeşlik, kamu yararı, maddî-manevî gelişim, refah, bağımsızlık gibi daha çok kimseyi içine alıcı değerleri öne çıkarmak gerektiği fikrindeyiz.

    Son olarak, hâlen millet ekseriyetinin tercih ve teveccühüne mazhar bulunan iktidardaki AK Parti’ye gelince... Muhalefetin tenkitleri içinde isabetli olanlar varsa, onlardan da faydalanmalı; ayrıca milletin güven ve desteğinin devam etmesi için mümkün olduğu kadar erdemli siyasetten ayrılmamalı; her hangi bir menfaat gözetmeksizin sadece millet ve memleket hayrına, dostane tenkitlerde, tavsiyelerde bulunan fazilet sahibi ilim adamı, düşünür, gazeteci ve yazarların görüşlerini, ayrı bir ehemmiyetle dikkate almalıdır. O tavsiyelerden biri: “Bir daha darbe olmaz’ rehavetine kapılmadan daima uyanık olmak, gerekli bütün tedbirleri almak…”

Bu yazı 1865 defa okunmuştur .

Son Yazılar