Ramazan, ne güzel zaman!..
Adem Ceyhan

Adem Ceyhan

Ramazan, ne güzel zaman!..

10 Haziran 2016 - 10:55

Ramazan geldi… Kur’an ayı, rahmet ayı, oruç ve mağfiret ayı Ramazan… Dünyevî didişmelere karşı bizi huzura, karanlıklardan nura, savaşlar yerine barışa çağırmak, sükûna erdirmek, geçici ve kalıcı olanı bildirmek, düştüğümüz yerlerden yukarılara doğru çekip çıkarmak, kirlerimizden arındırmak üzere, semavî bir armağan olarak geldi… 
“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı…” (Bakara, 2/183) buyuruluyor Kur’an’da. Bu ayetten, orucun sadece ümmet-i Muhammed’e (a.s.) değil, önceki peygamberlerin ümmetlerine de farz kılındığını öğreniyoruz. Ramazan ayında oruç tutmak, Hz. Peygamber’in bir hadisinde, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Allah’ın evi Kâbe’yi haccetmekle beraber, İslâm’ın üzerine bina edildiği beş esas arasında sayılmıştır. Müslüman, bilir ve inanır ki, Allah’ın kendisine yapılmasını emrettiği her amelin maddî, manevî, dünyevî, uhrevî, ferdî, ailevî, sosyal, bedenî, ruhî vb. birçok hikmeti, faydası, iyi neticeleri, yasakladığı fiillerinse aklın erebileceği, eremeyeceği nice zarar, kötülük ve cezaları vardır. Hem İslâm âlimleri, hem de inançlı doktorlar, orucun beden ve ruh sağlığı için çeşitli faydalarından bahsederler. Bununla birlikte namaz, oruç, zekât gibi ibadet vazifelerini eda eden insan, onları sağlayabilecekleri maddî, sıhhî, malî, dünyevî vb. faydalara erişmek için değil, Allah emrettiği için, Onun nimetlerine gücü yettiği kadar şükretmek niyetiyle ve mükâfatını Ondan dileyerek yerine getirir; daha doğrusu yerine getirmelidir. “Ameller, niyetlere göredir.” Meselâ abdesti, namazı, sırf bu ibadetlerin beden sağlığıyla alâkalı olarak tesbit edilen faydalarını elde etmek yahut sosyal, siyasî, ticarî hayatta insanların saygısını, desteğini, güvenini kazanmak niyetiyle yerine getirmek, dinen makbûl bir davranış değildir... İlâhî emirlere uygun hareket, ibadetlerde, iyi amellerde samimiyetle Allah’ın rızasını gözetmek, dini Ona has kılmak, riyadan, şirkten kaçınmaktır.
Oruç tutan insan, yeme, içme, cinsî münasebet gibi bedenî ihtiyaçlarını, sırf Allah’ın emrine uymak için, belirli bir müddet terk etmek yönünden meleklere benzer. Hele sadece yeme ve içmeyi bırakmaktan ibaret olmayan, el, dil, göz, kulak gibi organlara da tutturulan oruç, insanı manevî olgunluk derecelerinde yükseltir. Hz. Peygamber’in hadislerinde ümmetine öğrettiği üzere, asıl istenen ve makbûl olan oruç, sadece imsaktan iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsî münasebetten kesilmek değil, onlara ilâveten bütün vücut organlarını, eli, dili, gözü, kulağı, kalbi vb. dinen yasaklanmış her türlü işten, kötülük ve haramlardan korumaktır. 
Hepimiz, yaşadığımız müddetçe imtihanlara tâbi tutulan, inişli- çıkışlı, kayıp ve kazançlı bir seyir takip eden insanlarız… Bu ayda, bulunduğumuz yerden, mânen, dince ve ahlâkça daha ileri derecelere erişme gayreti içine girmeliyiz. Ramazan, dinî vazifelerimizi doğru-düzgün yerine getirmeye karar vermek, namaz gibi ibadetlere ait kusur ve ihmallerimizi terk etmek, ayrıca -eğer varsa- içki, kumar, sigara gibi kötü alışkanlıklarımızı bırakmak için güzel bir vesiledir. Kendimize ve çevremize dikkatle bakarsak, çoğumuzun gıybet etmek, boş, faydasız şeylerle uğraşmak, insanlarla alay etmek, lakap takmak, kibir, kıskançlık, bencillik gibi bir hayli ahlâkî kusurunun olduğunu görürüz. Kur’ân’ın indirildiği bu ay, kötü alışkanlık ve huylarımızı terk etmek, iyi âdetler edinmek, güzel hasletler kazanmak, böylece olgun bir insan, makbul bir Müslüman olmak için mühim bir fırsat, değil mi?.. Ülkemizde terör eylemleri gibi üzücü hadiselere rağmen, güzel, Rahmanî bir havanın hüküm sürdüğü bu ayda, diğer zamanlardan daha fazla olarak Kur’ân’ın hem lâfzını, hem de manasını okuyarak iyi bir insan, iyi bir Müslüman olmaya çalışmalıyız. Gelecek Ramazan’a erişeceğimiz, hattâ yarına sağ çıkacağımız konusunda hangimizin elinde garanti vesikası var ki?..
Oruç tutan bir insan, Ramazan’da gün boyu yeme, içme gibi ihtiyaçlarını terk ederek, namaz kılarak, Kur’ân okuyarak cismaniyetin yoğunluğundan ruhaniyetin inceliğine doğru yükselir; böylece meleklere benzer. Tasavvuf ehli, olgunluğa ermek için az yemek, az uyumak ve az konuşmanın faydalarından ehemmiyetle bahsederler. Meselâ, Ömer Rûşenî’nin bu konudaki şu beyti, ne kadar manidardır. “Eğer ten besler isen fîl olasın/ Gıdâ-yı cân yesen Cibrîl olasın” (Eğer bedenini beslersen, fil gibi olursun; can gıdasını yesen, yani ruhun ihtiyacı olan ibadetleri eda etsen, Cebrâil gibi –İlahî ilhamlara mazhar- olursun…). İnsan, ibadet ettiği, iyi ameller işlediği ve kötülüklerden kaçınabildiği oranda arınıp manen yükselmekte; kötülükler, günahlar işlediği zaman kirlenip eksilmekte; aynı kötü çizgide devam ettiği takdirde dinî inanç konusunda artı kutbundan “nötr” (tarafsız) durumuna, daha sonra eksiye düşmekte; inkârla neticelenen tehlikeli bir yola girmektedir...
Tecrübelere ve şahit olduğumuz bazı hadiselere dayanarak diyebiliriz ki, temiz bir kalp ve halis bir niyetle namaz kılmak, oruç tutmak, Kur’ân okumak, kısacası farz ibadetleri yerine getirmek, hele onlara ilâveten nafile ibadetlere devam etmek, haramlardan, günahlardan kaçınmak, insanın çeşitli İlâhî sır ve lûtuflara erişmesini sağlayabilmektedir. “Ledünnî ilim” adı da verilen İlâhî ilme erişen kişi, işlerin, şahısların içyüzünden, kendisinin veya başkasının başına gelen musibetlerin manevî, hakîkî sebeplerinden, istikbaline ait gizli şeylerden, sadık rüya ve Rabbanî ilham gibi yollarla haberdar olabilmekte; böylece Yaratıcının sınırsız ilim ve kudretini kavrayıp şüphelerden salim bir inanca ermektedir.            

 

Bu yazı 2054 defa okunmuştur .

Son Yazılar