Hz. Peygamberle İlgili Bazı Edebî Türler
Adem Ceyhan

Adem Ceyhan

Hz. Peygamberle İlgili Bazı Edebî Türler

22 Nisan 2016 - 09:47

“Hayatı, anne ve babası, doğumu, soyağacı, adları, sözleri, ahlâkı, fazilet, hususiyet ve meziyetleri, savaşları, fizikî yapısı, mucizeleri konusunda en çok eser meydana getirilen tarihî şahsiyet, Hazret-i Muhammed’dir” dersek, herhâlde yanılmamış, bir gerçeği ifade etmiş oluruz. Bir hesaba ve Mîlâdî takvime göre doğum tarihi kabul edilen 20 Nisan 571 vesilesiyle Peygamberimizin hayatına dair bazı edebî türlerden bahsetmek istiyoruz. 
Hz. Peygamber’in hayatıyla ilgili türlerden biri mevlidlerdir. Sözlükte insanın doğum yeri, doğum zamanı manasına gelen “mevlid”, edebî terim olarak Hz. Muhammed’in doğuşunu övgüyle anlatan eser demektir. Çoğu manzum olan ve Türk edebiyatı tarihinde 15. asır başlarından itibaren görülen bu eserler, mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. Mevlid türündeki metinlerin edebiyat tarihimizde en güzel, en çok sevilen, okunan ve tanınmış olanı, Süleyman Çelebi’nin H. 812/ M. 1409 yılında Bursa’da yazdığı ve “Vesîletü’n-necât” (Kurtuluş Vesilesi) adını koyduğu eserdir. 15. asırdan yirminci asra kadar onlarca, hattâ denebilir ki yüzü aşkın, mevlid meydana getirilmiş; fakat hiç biri Süleyman Çelebinin mevlidi kadar rağbet görmemiştir.
Sözlükte süs, zinet manasına gelen “hilye”, edebî bir terim olarak başta Hz. Muhammed olmak üzere peygamberlerin, dört halife, Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenmiş on kişi), Hz. Hasan ve Hüseyn gibi sahabelerin, Celâleddîn-i Rûmî misali din ve tasavvuf büyüklerinin fizikî yapısını tasvir eden eserler için kullanılır. Hâkānî Mehmed Bey’in (ö. 1606) Hilye’si, Hz. Peygamber’in fizikî portresini çizen bir eser olup bu türün en meşhur ve çığır açıcı örneğidir. Şair, mesnevi şeklinde, “feilâtün feilâtün feilün” kalıbıyla yazdığı 710 küsur beyitten ibaret bu kitapçığını, H. 1007/ M. 1598-99 yılında tamamlamıştır. Cevrî İbrâhim Çelebi’nin (ö. 1654) Hilye-i Çâr-Yâr-i Güzîn’i, H. 1050/ M. 1640 yılında, yine mesnevi şeklinde ve aynı aruz kalıbıyla kaleme aldığı, 143 beyitli bir eserdir. Adından da anlaşılacağı gibi, dört halifenin bedenî yapsını tasvir eden bir hilyedir bu. Mevlevî şairlerden Neşâtî Ahmed Dede (ö. 1674) ise Hilye-i Enbiyâ adlı mesnevi biçimindeki eserinde, Kur’an’da adı geçen ve kıssası anlatılan on beş peygamberin fizikî portresini kelimelerle çizmeye çalışmıştır.
“Hz. Peygamberle alâkalı en çok rağbet gören edebî tür, na‘ttır” dense, herhâlde yanlış olmaz. “Na‘t”, sözlükte bir şeyi överek anlatmak demektir. Edebî bir terim olarak öncelikle ve bilhassa peygamberimiz Hz. Muhammed’i övmek maksadıyla yazılmış şiirlere “na‘t” denir. Mensur olarak da yazılabilen, fakat daha ziyade şöhret kazandığından ilkin manzum olanları akla gelen na‘tlar, kaside, gazel, mesnevi gibi değişik nazım şekilleriyle meydana getirilir; divanların, mesnevilerin baş taraflarında yer alır. Na‘tlar, sırf Klâsik Türk edebiyatına has bir nazım türü olmayıp bütün Müslüman ulusların literatüründe, ayrıca tasavvufî Türk, Türk halk ve yeni Türk edebiyatında da görülür; sayıca binleri bulur. Bu tür eserlerin Arap edebiyatındaki en meşhur örneklerinden ikisi, Ka‘b bin Züheyr’in Kasîdetü’l-bürdesi ile Busîrî’nin Kasîdetü’l-bürdesi veya Bür’esidir. Ka‘b b. Züheyr’in (ö. 645?) Kasîdetü’l-bürdesi, 55-60 beyitli bir manzume olup şairi tarafından Hz. Peygamber’in huzurunda okunmuştur. Bu manzumenin “bürde kasidesi” adıyla tanınmasının sebebi, Ka‘bın şiirini okurken, bir beyti bitirdiğinde Hz. Peygamber’in beğenip hislenerek hırkasını ona hediye etmiş olmasıdır. Busîrî’nin (ö. 1296?) kasidesi ise 160 beyitten ibaret, ömrünün son zamanlarında tutulduğu felç hastalığından şifa bulmasına vesile olmuş güzel bir şiirdir. Bu iki na‘t, sadece Arap edebiyatında değil, bütün Müslüman ulusların edebiyatında çok rağbet görmüş; birçok tercüme, şerh, tahmis ve taştirlere konu olmuştur. Türk edebiyatında da na‘t, pek sevilen bir edebî türdür ve bu çeşit şiirler sayılamayacak kadar çoktur. Hz. Peygamber’e duyulan iman, saygı, sevgi ve bağlılığın ifadesi olan bu eserlerin son zamanlardaki en güzel örneklerinden biri, Arif Nihad Asya’nın (1904-1975) “Naat” adlı şiiridir.     
Hz. Peygamber’in hicretinden bir yıl önce meydana gelen mirac mucizesini övgüyle tasvir edici miraciyeler de hayatı ve şahsiyetiyle alâkalı edebî türlerden birini teşkil eder. Na‘tlarda isra ve mirac hadisesine temas eden beyitler görülebildiği gibi, bu mucizeyi anlatmak üzere yazılmış müstakil manzumeler de vardır. Çoğu divanlarda, mesnevilerde yer alan, daha ziyade kaside ve mesnevi şeklinde yazılan bu tür eserlerin edebiyat tarihimizdeki en tanınmış örneği, Nâyî Osman Dede’nin (ö. 1729) 102 beyitlik eseridir.
Arap, Fars, Türk gibi Müslüman milletlerin edebiyatında Hz. Peygamber’in hadislerinin derlenmesi, tercüme ve şerhi de çok rağbet görmüştür. Bilhassa “Ümmetimin dinî işlerine dair kırk hadis derleyen kimseyi, Allah fakihler ve âlimler topluluğu arasında diriltir” manasındaki rivayetin teşvikıyle çeşitli dillerde pek çok kırk hadis derlenmiş; açıklanmış veya nazma çekilmiştir. Türk edebiyatı tarihinde 14. asırdan 20. yüzyıl ortalarına kadar bu türde yüze yakın eserin meydana getirildiği bilinmektedir. Kırk hadisi nazımla tercüme eden şairlerimiz arasında Ali Şîr Nevâî, Fuzûlî, Fevrî, Âşık Çelebi, Hâkānî, Nâbî, Bursalı İsmâil Hakkı, Babanzâde Ahmed Naîm gibi tanınmış isimler de vardır. Sınırlı sayıda da olsa nazım veya nesir yoluyla yüz hadisi tercüme eden edebî şahsiyetlere de rastlanır.   
“Siyer”, sîret kelimesinin çokluk şekli olup bir kimsenin içi, hâli, gidişi, ahlâkı veya biyografisi demektir. İslamî terim olarak Hz. Peygamber’in hayatını araştıran ilim dalı ve bu konuda yazılan eserler manasına gelir. Edebiyat tarihimizde 14. asırdan çağımıza kadar telif ve tercüme yoluyla meydana getirilmiş pek çok siyer vardır.
Bu tür edebî eserleri okumak, sadece bazı dinî edebiyat türlerine dair bilgi edinmeyi sağlamayacak, aynı zamanda okuyan kişiyi insanî, manevî ve ahlakî yönlerden de besleyebilecektir.

Bu yazı 2642 defa okunmuştur .

Son Yazılar