Gaye kötülüğü önlemek mi, Ensar düşmanlığı mı?
Adem Ceyhan

Adem Ceyhan

Gaye kötülüğü önlemek mi, Ensar düşmanlığı mı?

08 Nisan 2016 - 10:02

Yaklaşık bir aydır basın, yayın vasıtalarını en çok meşgul eden konulardan biri, Ensar Vakfının Karaman’da bulunduğu söylenen şubesiyle ilgili bir cinsî sapkınlık hadisesi… Haberlerden öğrendiğimize göre, Ensar Vakfı ve KAİMDER (Karaman Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği) ile irtibatlı yurtlarda kalan bazı küçük yaştaki öğrenciler, sorumlu bir öğretmenin cinsî tacizine maruz kalmıştır. Hakikaten asla tasvip edilemeyecek, üzüntü verici, utanç verici bir hadise... Bu hadisenin ülkemizde çocuk, genç, yetişkin, her yaştaki insanlarımıza millî, manevî, ahlâkî değerlerimizi tanıtma, aktarma, sevdirme gayesiyle kurularak uzun zamandır faaliyet gösteren, faydalı birçok ilmî ve kültürel hizmetleri geçmiş Ensar Vakfının bir şubesiyle bağlantılı cereyan etmiş olması, üzüntümüzü bir kat daha artırmış bulunuyor…

Söz konusu vak’ayla ilgili haber, basın- yayın organlarında çıkınca, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, çocukların rehabilite edilmesi için çalışmaların başlatıldığını, bunun bir kere rastlanmış bir hadise olduğunu, hizmetleri ile ön plana çıkmış biri kurumumuzu karalamak için gerekçe olamayacağını, Ensar Vakfını tanıdıklarını ve adı geçen vakfın hizmetlerini takdir ettiklerini belirtti. Daha sonra çocuklara karşı her türlü şiddet, cinsî istismar, kadınlara karşı şiddet ve tecavüz konusunda sıfır toleransla hareket ettiklerini, konunun hukuki bakımdan da takipçisi olacaklarını ifade etti. Yani bir bakan, insaflı, sağduyulu, vicdanlı bir insan olarak söylenmesi gereken sözleri söyledi. Medyada onu ve mensup olduğu hükûmeti hedef alıcı şiddetli yorumları, hakarete varan kınamaları okuyunca, Ramazanoğlu’nun basın mensupları karşısındaki beyanını tekrar dinledim. Gördüm ki, bakan, vuku bulmuş kötü fiilleri mazur gösterme, inkâr ve örtbas etme yönüne gitmiyor; bu gibi gayr-ı meşru ve gayr-ı ahlâkî fiillerin faillerine hiçbir müsamaha göstermeyeceklerini “sıfır tolerans” diye belirtiyor; hukuki yönden konunun takipçisi olacaklarını da ifade ediyor. Fakat bakanın mealen naklettiğim beyanlarından öyle bir mana çıkarılamayacak olmasına rağmen, “Bir kereyle bir şey olmaz!” dediğini iddia edebilenler, başkası tarafından işlenmiş ahlâk dışı fiillerden ötürü hemen onu sorumlu ilan edenler görüldü. Hele bulunduğu koltuğa uygunsuz bir kaset operasyonu sayesinde getirildiği bilinen birinin, Ramazanoğlu’nu son derece kaba ve haksız bir şekilde suçlaması, siyasî ihtiras uğruna insaf ve sağduyudan ne kadar uzaklaşılabildiğini gösteren bir davranış hâlinde kayıtlara geçti...      

Kanaatimizce, bu son derece üzücü ve asla tasvip edilemeyecek, müdafaa edilemeyecek hadiseye dair haber yapılması, sonra iktidar muhalifleri tarafından medyada koparılan yaygara, ahlâkî bir hassasiyet ve samimiyet eseri değil, ne yazık ki, ideolojik bir mücadelenin parçasıdır. Eğer onlarca öğrencinin maruz kaldığı söylenen gayr-ı meşru bir davranış, vakıf, dernek mensupları ve bakanlık yetkilileri tarafından tabiî ve mazur görülse, kötü fiillerin faili de korunmaya çalışılsaydı, o zaman yöneltilen sert tenkitlere bir dereceye kadar hak verilebilirdi... “Bir dereceye kadar…” diyoruz… Çünkü hadiseden büyük üzüntü duyan bütün Ensar Vakfı camiasını, ayrıca başbakan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı başta olmak üzere Ak Parti hükûmetini kaba, düşmanca ve şiddetli tenkitlerle hedef alan kimselerin, cinsî kötülükler ve ahlâk dışı davranışlar konusunda hassas olmadıkları, hayli geniş meşrepli oldukları görülen, bilinen bir gerçek… Bu kanaate nereden varıyoruz? Onların çalıştıkları gazetelerdeki bazı gayr-ı ahlâkî haber, müstehcen fotoğraf ve yorumlarla televizyon kanallarındaki millî, manevî ve ahlâkî değerleri, sınırları umursamayan birtakım program, film ve dizilerden… Yine bu konudaki ilk haberi veren gazetenin, sonra aynı mevzuda keskin muhalefet yapan CHP ve HDP’ye mensup kimi milletvekillerinin geçen sene Ramazan ayında düzenlenen LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) gösterilerine arka çıktıkları ve “Velev ki i…neyiz…” pankartları altında yürüdükleri inkâr edilebilir mi?

Sonra söz konusu basın-yayın organlarında yazıp-çizen, program yapan, “film çeviren” pozitivist, materyalist, sosyalist gazeteci, yazar, “sanatçı” takımının dinle, ahlâkla pek alâkasının olmadığı, din dışı, dünyevî bir yaşantı sürdükleri, hususî hayatlarında da çoğunun flört, zina gibi alışkanlıklarının bulunduğu, çalışmaları sırasında da cinsiyet unsurunu alabildiğine istismar ettikleri, bilinen başka bir gerçek... Aynı kişilerin zaman zaman eşcinsellerin mağduriyetleri konusunda haber, yorum ve programlar yaptıklarını, mevcut kanunlara göre suç sayılmasa da İslâmca yasaklanmış livata gibi fiilleri, mümkün olduğu kadar azaltma yönünde tedbirler almak şöyle dursun, “cinsel tercih” diye normalmiş gibi gösterdiklerini de bilmekteyiz. Bundan dolayı biz Karaman’daki hadiseye dair abartılı reaksiyonların, bazı cinsî kötülükleri engellemek gibi bir iyi niyet, samimi gayret ve ahlâkî hassasiyet eseri olmadığı, işlenmiş uygunsuz fiiller bahane edilerek millet ve memleket için faydalı hizmetleri bulunan bir vakfın yıpratılmak istendiği, ayrıca muhafazakâr iktidarı dövme amacı taşıdığı kanaatindeyiz.

Eğer gerçekten temiz bir toplum, erdemli bir millet olmak istiyorsak, her şeyden önce akl-ı selim sahibi, dürüst ve samimi olmamız; şayet eşcinsellik, cinsî taciz vb. fiilleri gerçekten tasvip etmiyorsak, bu gibi işlerin ülkemizde en aza inmesi hususunda terbiyevî, kültürel ve hukuki tedbirleri almamız gerekmez mi? Her şeyden önce şunu belirtmek yerinde olur ki, livata, pedofili (oğlancılık) gibi fiillerin kötü bir yol olduğunu, dünyevî ve uhrevî cezalarının bulunduğunu akıl sahiplerine bildiren, o kötülüklerden insanları sakındıran semavî dindir; İslâm’dır, Kur’an’dır. Eğer insanda Allah ve ahiret inancı olmazsa, onun iyilikler yapmak ve kötülüklerden kaçınmak için ruhunda bir dayanak bulması kolay mı? Hem cemiyette işlenen kötülükleri önleme, azaltma konusunda tesirli olabilecek mecburî din kültürü ve ahlâk bilgisi, seçmeli siyer ve Kur’an derslerine karşı çıkmak, hem de manevî kültürümüzü yeni nesillere aktarma yönünde fedakârca hizmet eden bir vakfın bir şubesindeki asla tasvip etmedikleri fiilleri bahane ederek kapatılmasını istemek, niyetin başka olduğunu göstermiyor mu?

 

Bu yazı 1951 defa okunmuştur .

Son Yazılar