Bir kadı’nın hayatı ve akıbeti
Adem Ceyhan

Adem Ceyhan

Bir kadı’nın hayatı ve akıbeti

11 Mayıs 2016 - 11:07

Bu haftaki sohbetimde Sultan III. Murad’ın Saruhan sancak beyi olduğu yıllarda (1562-74) ona eserler sunmuş bir müderris, kadı’nın hayatından ve ölümünden bahsedeceğim. Bekāyî’nin hayatını 10-15 sene önce bir sebeple araştırma gereğini duymuştum: 16. asırda Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad zamanlarında yaşamış İznikli müderris, kadı, şair ve yazarlardan biriydi. Asıl adı, bir kaynağa göre, Abdülbâkî, başka bir kaynağa göre ise Mehmed... Babası “Cimri Çingân” diye tanınmış bir macun satıcısı olduğundan, kendisi “Mâcûnîzâde” namıyla da anılırdı. Bizim “Abdülbâki” ismini gerçeğe daha yakın ve kuvvetli ihtimal olarak gördüğümüz İznikli genç, babasının hor görülen işini devam ettirmeyi düşünmemiş ve macun terkipleri yerine Arapça terkiplerle uğraşmayı tercih ederek ilim tahsiline yönelmişti. Önce devrin âlimlerinden Kurt Çelebi’nin hizmetinde bulundu; onun vefatından sonra Sultan III. Murad’ın hocası İbrâhim Efendi’den mülâzım oldu ve kenar medreselerinde ders vermeye başladı. 
Genç hoca, daha sonra günlük otuz akçeyle Manisa medreselerinden birinde ders vermeye devam etti. Abdülbâkî, Sultan II. Selim’in oğlu Şehzade Murad Manisa’da sancak beyi iken, bazı ağalarla yakınlık kurarak saraya bağlanmış; şehzadenin yardımları sayesinde mesleğinde hızla ilerleme imkânı elde etmişti. Mesleğinin gerektirdiği ilimler yanında şiir ve nesirle de alâkadar olur; manzumelerinde “Bekāyî” mahlasını kullanırdı. Yaşça akranı sayılabilecek şehzadenin de -dedeleri gibi- şiir sanatını sevmesi ve şahsen de şiirler yazması, İznikli müderrisle bir arkadaşlık vesilesi olmuştu. Bekāyî’nin, adı geçen şehzadeye sunmak için hazırladığı ve H. 973 / M. 1565-66 yılında tamamladığı Gül ü Bülbül mesnevisinin başında Şehzade Muradı övmesi, bu tanışıklığın alâmetidir. Genç şairin anılan eserin başındaki münacatta içki kadehinin elinden düşmediğini, günahtan saçının ağardığını ve üzüntüden yüzünün karardığını belirtmesi dikkat çekicidir. Bekāyî, Kıssa-i Şirvân ve Şemâil adlı eserini de 1574’te Şehzade Murad için Farsçadan Türkçeye tercüme etti. Bu mensur eser, hükümdarlar için çeşitli inci gibi öğütleri içine almaktaydı. Yazar, Hikâye-i Hârun Reşîd isimli kitabını da garazkâr kimselerin, mazlum ve kimsesizlere ettiği kötülükleri Sultan Murad’a haber vermek ve onun ihsanına erişmek ümidiyle hediye etmişti. Biz, eskicil Türkçeyle nazmedilmiş ve kendi zamanında beğenilmediğinden okunmaz olmuş Kıssa-i Süheyl ü Nevbahâr’ı padişah için nesre çeviren Bekāyî’nin de İznikli Bekāyî olduğunu tahmin ediyoruz.       
Bekāyî’nin meslek hayatının bundan sonraki seyri hakkında Atâî’nin Şekāyık Zeyli adıyla meşhur eserinden bilgi alıyoruz: Şehzade Murad, 1574’te vefat eden babası II. Selim’in yerine tahta oturunca, Bekāyî, yeni sultana hâlini arz etti; kendisine günlük kırk akçeyle İstanbu’daki Merdümiye Medresesi müderrisliği verildi. 1577’de elli akçeyle Beşiktaştaki Hayreddin Paşa Medresesine nakledildi. İki sene sonra Bosnalı Bâlî Efendi yerine, İstanbul-Aksaray’daki Kızıl Musluk Medresesine yükseltildi. 1580’de Mınık Ali Çelebi yerine sahn müderrisi olan Bekāyî Efendi’nin, taşra ve payitahttaki bu müderrisliklerden sonra 1581’de kadılık mesleğine geçtiğini görüyoruz: 1581’de Selânik, 1582’de Galata kadısı oldu. Bir sene sonra bu vazifeden alındı ve bir yıl kadar açıkta kaldı. 1585’de tekrar Galata kadılığına getirilen Bekāyî, aşağı-yukarı bir yıl sonra Üsküdar kadılığına nakledildi. 1588’de bu vazifeden alınıp yerine Koca Abdürrahim Efendi getirildi. 1592’de tekrar Üsküdar kadısı olduysa da üç gün sonra Mekke kadılığına gitmeyen selefi ile yer değiştirme muamelesi vuku buldu. Ancak Bekāyî de Mekke kadılığını kabul etmeyince, bu makam Hocazâde Mehmed Efendi’ye verildi. Bekāyî, vazifesinden alınmış ve düşkün durumdayken, 13 Ocak 1595’te karısı ve karısının âşığı tarafından kaza süsü verilerek öldürüldü. 
Kadı’nın öldürülüşü, Atâyî’nin anlattığına göre, şöyle olmuştur: Bekāyî, kışın soğuk günlerinde ocak kenarında, yorgan altında uyurken, fettan ve dalavereci karısı, âşığı olan şakî ile üstüne çökmüş; tekme ve yumruklarla organlarının mafsallarını sökmüşler... Birisi nefes yolunun deliğini kapatırken, öteki boynunu sıkarak zavallıyı öldürmüşler. Bekāyî’nin yatak kıyafetini yaktıktan sonra çevreye şu haberi yaymışlar: Merhum, içkiye düşkündü; içtiği rakı yüzünden daima sarhoş olurdu. Bu defa da kütüphanenin kapısını kapatıp gizlice içki içerken, aklı başından gidecek kadar sarhoş olmuş… O sırada tandırdan elbisesine ateş sıçramış... Vaziyetten haberdar olduğumuzda, kapıyı kırıp içeriye girdik… Şaşkınlığımızdan dolayı rakı dolu şişeleri ateşi söndürmek için su gibi döktük!.. Meğer hata etmişiz!.. Ateş daha da arttı. Hiçbir şekilde ateşi söndürmek mümkün olmadı…” 
    Nev‘îzâde Atâyî (1583-1636?), Bekāyî’nin öldürülüşünü detaylı olarak anlattığı gibi, hususî hayatı hakkında da fazlaca bilgiler verir. Divanı, hamse(beş mesnevi)si bulunan ve Şakāyık Zeyli’yle meşhur, değerli bir âlim, şair ve yazar olan Atâyî’ye göre, Bekāyî cüz’î bazı bilgilerle tanınmış; tavır ve davranışları adice, şiir ve nesri orta derecede olan bir şahıstır. Selim yaratılışın reddettiği “ikiye yarılmış kestane” düşkünlüğü, zavallıyı alçak kimselerle müşterek yaşamaya itmiş; toplanılıp görüşülen yerlerde nefret edilen adam durumuna düşürmüştü. Sonunda o yolda “şehit” (!) ve yokluğun dibi bulunmayan çukurunda kayboldu ve uygunsuz işlerinin cezasını buldu. Naklettiğimiz cümlelerden Bekāyî’nin gayrı meşru bir fiile tutulmuş olduğu ve bu alışkanlığın sonucunda malûm akıbete uğradığı anlaşılmaktadır. 
Bağdatlı Ahdî (ö. 1593-94) Gülşen-i Şuarâ’da ondan bahsederken, bu kalıcı olmayan âlemi devamlı sanıp “Bekāyî” mahlası aldığını ve şiir kabiliyetinin fena olmadığını söyler. Hasan Çelebi (1546-1604), şairler tezkiresinde şiir ve beyitlerinin çok olduğunu ve manzum kitabının da bulunduğunu belirtir. 
Sözü geçen uygunsuz fiile ne zaman ve nasıl tutulduğu belli olmayan, fakat anlattığımız şekilde öldürüldüğü bilinen şair, yazar kadı’nın akıbeti hazin, değil mi? Bu konuda fazla söz söylemek istemiyor; Allah’tan kendim ve sizin için Hak yolunda gitmeyi ve güzel sona erişmeyi diliyorum. 

Bu yazı 2038 defa okunmuştur .

Son Yazılar