Bir gencin düşündürücü mektubu
Adem Ceyhan

Adem Ceyhan

Bir gencin düşündürücü mektubu

28 Mayıs 2016 - 11:05

Bugünkü sohbetimde, köşe yazılarımı takib eden genç bir okuyucumun mektubunu ele almak istiyorum. O mektubu, yazım ve noktalama yanlışlarını düzelterek naklediyorum: “Hocam, iyi akşamlar. Ben bir şey danışmak istiyorum. Beyoğlu’nda yaşıyorum ve yaşadığım çevredeki insanlar rahatlar… Çoğu ateist ve deist. (…) Beni çok sıkıştıracak sorular soruyorlar ve onlara cevap ararken zamanla kendim de normal görmeye başladım. Bu durumdan kurtulamıyorum. Ne yapmayalım? Bir kitap ya da bir uygulama, ne olur, bilmiyorum, kendimi dirençli tutmak için... Onlara cevap vermek zorunda mıyım? Bildiğiniz ‘ateistim’ diyor bir tanesi. Ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışıyor, konuşuyorum da… En son (…) bir video izletti, ateistliği savunan bir video.” 
Bu mesajı aldığımda, zihnim mizah sempozyumunda sunacağım bildiriyle meşguldü. Çevremizde böyle ciddi hadiseler olur, genç yahut yetişkin insanlarımızın akıl ve fikirleri hayatî soruların tesirleri altında bulunur, daha doğrusu bunalırken, benim gayrı ciddi şeylerle uğraştığım sanılmasın… Mizahî yönü de olan, hatta aktardığım mektupla da alâkası kurulabilecek ciddî bir konu üzerinde çalışıyordum çünkü. Okuyucuma, zaman darlığından ötürü şu kısa cevabı yazdım: 
“(…) inkâr ve itirazlar bizi okumaya, araştırmaya, öğrenmeye sevk etmeli. Biz inançlarımızın doğruluğundan şüphe etmiyoruz. İsteyen inansın, isteyen inkâr etsin... Ancak biz Müslüman olarak imanlı, ibadetli, faziletli bir hayatın zıddından daha iyi ve tercihe değer olduğu kanaatindeyiz. İnkârın dünya ve ahirette kötü sona, cezalara, pişmanlığa sebep olacağına da inanıyoruz. Doğru inanç sahibi, iyi ahlâklı ve ibadet vazifelerini ihmâl etmeyen, bilgili ve erdemli, istikametli iyi bir arkadaş çevresi edinmek önemli. Araştırırsan, bulursun… İnsan arkadaşının davranışlarından, sözlerinden etkilenen bir varlık çünkü. Samimiyetle dua etmek, Allah’tan yardım dilemek de gerekiyor ayrıca. Müsait bir zamanda daha genişçe yazmak isterim sana.”
Bu kısa cevabı müteakip, okuyucumdan şu karşılığı aldım: “Anladım hocam… Meselâ somut örnek vereyim: Bir tanesi diyor ki: ‘Neden benim evime gelmiyorsun? Bütün iş arkadaşlarım geliyor ve gayet de seviyeli… Sen neden gelmiyorsun?’ diyor. ‘İslâmiyet sana acı çektiriyor, baskı altındasın, kısıtlanıyorsun, seni kapatıyor’ diyor. Kuran’ı Muhammet yazdı, Muhammet çok zekiydi’ diyor. Meryem terk edilmiş bir kadındı, İsa mucize değil’ diyor. Vs. vs. ‘Geleneklerden uzaklaş, kendin ol!’ falan diyorlar. Aklıma yatıyor bazı dedikleri, sonra ‘Kendine gel (…)’ diyorum.”
“Böyle hayatî konular ve sorular, düşünen herkesin zihnini zaman zaman meşgul eder. İnsanlardan kimisi bunları mühim sayar ve derinlemesine araştırıp bir sonuca ulaşır veya ulaşamaz; bir kısmı da onlara aklın ermeyeceği kabulüyle kafa yormayı bırakır” dersek, herhâlde kehanette bulunmuş olmayız. Çünkü insan, yaşadığı müddetçe kendi varlığı, mahiyeti, hayatın, ölümün manası, mutluluk ve kurtuluş için nasıl bir yol tutması gerektiği gibi ciddi konuları düşünür. Bu mevzulara dair fikrî karar ve kabullerimiz, yaşayış tarzımız ve hayatımızın akışı üzerinde tesirli olur. 
Allah’ı inkâr edenler, okuyucumun kısa mesajında naklettiği gibi, bu hayatı, gördüğümüz, gör(e)mediğimiz varlıkları, ölümü tesadüf eseri sayıyor; insanın dünyaya gelişini, yaşayıp ölmesini de yine tesadüfî, kendi kendine, haricî bir kuvvetin müdahalesinin bulunmadığı bir oluş, bitiş kabul ediyorlar. İnkâr fikirlerini dile getiren ve başkalarına da benimsetmeye çalışanlar, İslâm’ın emir ve yasaklarıyla insan hürriyetini kısıtladığını, birtakım imkânlardan, dünya nimetlerinden mahrum bıraktığını da ileri sürüyor ve yüklediği ibadetler, belirlediği ölçü ve sınırlarla ona zahmet verdiğini iddia ediyorlar. Aynı kişiler, Kur’ân’ın Allah kelâmı olmadığını, çok zeki bir insan olan Hz. Muhammed tarafından yazıldığını, Hz. Îsâ’nın mucizevî biçimde doğmadığını, yani babasız dünyaya gelmediğini de söylüyorlar. 
İnsan, arkadaşlarından etkilenen bir varlık olduğundan, şahsî inanç ve kanaatimce, onun Allah’a inanan, İslâmî mükellefiyetleri yerine getirmeye çalışan, iyi ahlâk sahibi, iyiliklere özendirecek, kötülüklerden kaçındıracak, kendisine bile hayrı olmayanlarla değil, hayırhâh kişilerle arkadaşlık etmesi gerekir. Fikrimi soran, genç okuyucuma ilk tavsiyem bu... İkincisi, her ilmî konuda, hele dinî inançlar gibi hayatî ehemmiyeti haiz meseleler hususunda, İslâmî mevzularda mütehassıs olanlara, hatta onların da hepsine değil, bütün işlerinde Allah’ın rızasını gözetmeye çalışan, takva, fazilet, ihlâs gibi meziyetlere sahip olanlarına müracaat etmek lâzımdır. Çünkü hadis, tefsir, fıkıh, akaid, kelâm, tasavvuf, siyer vb. İslâmî ilimlerde yeter derecede ve sağlıklı bilgi sahibi olmayanların bu konulardaki fikir ve iddiaları, başka bilim, sanat, meslek dallarında bilgili olsalar dahi bir değer taşımaz. Allah’ı, ahireti, İslâm’ı inkâr etmenini sebepleri çeşitlidir... Din dışı bir hayat sürenleri dikkatle gözler ve dinlerseniz, onların çoğunun İslâmî konulardaki bilgilerinin kulaktan dolma, yalan, yanlış ve üstünkörü olduğunu görür, anlarsınız. Ayrıca ergenlikten ölüme kadar namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri yerine getirmek, günahlardan kaçınmak ve belirli ahlâkî esaslara uygun davranış mükellefiyeti, disiplin altına girmeyi zor bulan, kendi heva ve hevesine göre, serbestçe yaşamak isteyen nefislere ağır geliyor. Sayılan dinî mükellefiyetleri yerine getirmeyenler, belki bedenen bazı “zahmetlerden, zor işlerden kurtulmuş” görünmekte; ama, aklen, kalben, ruhen onlardan kat kat daha büyük manevî yüklerin altına girmiş olmaktadırlar. Çünkü kulluk vecibelerini ifa etmek, dince yasaklanmış fiilerden kaçınmak, beden için bir miktar zahmetlidir ama akıl, kalp ve ruh için huzur vesilesidir. Benlik, günahlardan kısa bir zaman için rahat bulmakta, keyif ve zevk almakta ise de onların sonucunda akıl, kalp ve vicdan, büyük acılar, üzüntüler, pişmanlıklar, endişeler duymaktadır.
Genç okuyucumun mesajında temas ettiği hayatî konular üzerinde durmaya devam edeceğim.. Şimdilik şunu söylemekle yetineyim: İslâm’a düşman olmak, insanlığa düşman olmaktır.             

Bu yazı 2353 defa okunmuştur .

Son Yazılar