Babalar günü üzerine
Adem Ceyhan

Adem Ceyhan

Babalar günü üzerine

30 Haziran 2016 - 10:55

İslâm'da bazı ay, gün ve gecelerin kudsiyeti, Allah'ın veya Onun resulü Hz. Muhammed'in (a.s.) bildirmesiyle anlaşılır. Meselâ, insanlar için doğru yolun, hak ve batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'ân'ın Ramazan ayında indirildiğini, yine Kur'ân'ın bir suresindeki ayetten (Bakara, 2/185) ve Hz. Peygamber'in hadislerinden öğreniyoruz. Kadir gecesinin “bin aydan hayırlı” olduğunu mukaddes kitabımızdaki Kadir Suresinden (97/3), Kur'ân'ın Ramazan ayında indirildiği bilgisinden de anılan gecenin bu ay içinde bulunduğunu anlıyoruz. Ayrıca, Cuma gününde kılınacak namaz hakkında Kur'ân'ın Cuma Suresindeki bazı ayetlerden (97/9-11) ve Hz. Peygamber'in bu ibadete dair hadislerinden bilgi edinmekteyiz. Cuma gününün ve Kadir gecesinden başka bazı gecelerin fazileti hakkında da çeşitli hadisler vardır. İslâm tarih ve kültüründe Arabî aylardan Rebîülevvel'in 12. gecesi Mevlid kandili, Receb'in 27. gecesi Mi'râc ve Şâban'ın 15. gecesi ise Berât gecesi olarak ihya edilir. 
Bir konuyu gündeme getirmek ve onun ehemmiyetini belirtmek üzere yıl içinde hususî günler ve haftalar ihdas etmek, bizde son zamanlarda Batı ülkeleri örnek alınarak yerleşen âdet ve pratiklerden biridir. Meselâ  anneler günü, babalar günü, vergi haftası, orman haftası, yaşlılar haftası gibi... İnsanların kendi doğum günlerini kutlamak için eş ve dostlarıyla mum yakıp söndürmesi, pasta kesmesi, dindar Müslümanlar arasında “bid'at”, yani dinimizde aslı, dayanağı bulunmayan bir hareket, Avrupa'dan kültürümüze geçen bir âdet sayılır ve hoş görülmez(di). Ancak televizyon dizileriyle yetişen yeni nesil genç Müslümanlarda bu hassasiyetin kalmadığını, onların doğum günü kutlamada bir mahzur görmediklerine şahit oluyoruz. İnsanların kendilerinin veya birbirlerinin doğum günlerini kutlamalarına itiraz etmeyi, “taassup” (tutuculuk) sayarak kınayanlar bulunabilir... Ancak dinine uygun yaşamaya çalışan Müslüman için mühim olan, başkalarının kınaması değil, her hangi bir davranışın Allah'ın Kitâbına ve Hz. Peygamber'in sünnetine uygun olup olmadığıdır. Hz. Peygamber'in, çeşitli hadislerinde Müslümanları kılık, kıyafet, davranış ve âdet bakımından gayr-ı Müslimlere uymaktan, özenmekten sakındırdığı ve “Kim bir kavme benzerse, ondandır” buyurduğu bilinmektedir. İşin kültürel münasebetlerden başka ekonomik yönü de var: Bazı aydınlar, böyle belirli günlerdeki anma ve kutlamaların, kâr ve maddî menfaatten başka bir şeyi mühimsemeyen kapitalizmin icadı olduğu kanaatindedir. Bahis konusu günlerde hediye alma âdetinin bulunduğu göz önünde tutulursa, bunun yabana atılamayacak bir iddia veya tesbit olduğu daha iyi anlaşılır...
Sözü, geçen hafta idrak ettiğimiz babalar gününe getirmek istiyorum. Edindiğimiz bilgiye göre, her yıl haziran ayının üçüncü pazar günü kutlanan babalar gününün, Batıda yüz küsur senelik bir mazisi vardır. İslâm'da anne ve babaya senenin belirli bir gününde değil, her zaman hürmet edilmesi, iyi davranılması, onların dine aykırı olmayan isteklerinin yerine getirilmesi, rızalarının kazanılması esastır. Kābusnâme, Tarîku'l-edeb, Lutfiyye gibi manzum veya mensur dinî, ahlâkî eserlerimizde de bu konuya yer ayrıldığı görülür. Bir örnek olmak üzere, tanınmış divan şairlerinden Sünbülzâde Vehbî'nin (1719-1809) Hicrî 1205 (M. 1791)'de oğlu Lûtfullâh için yazdığı ve “Lutfiyye” adını koyduğu nasihat kitabından “Der-tâzîm-i ebeveyn” (Anne, babaya saygı) başlıklı kısmı nakletmek isteriz:
“Peder ü mâdere tâzîm eyle/ Yâni ifrât ile tekrîm eyle
El-hazer olmayasın ehl-i ukūk/ Ki odur ekber-i erbâb-ı füsûk
Üf deme başına ursa farzâ/ Dâ'imâ eyleyegör celb-i rızâ
Var imiş Cennet-i a'lâ yerde/ Yâni taht-ı kadem-i mâderde
Bilesin ed'iye-i ümm ü ebi/ Oldu mânende-i da'vât-ı nebî
Kim duâ alsa bulur fevz ü felâh/ Bed-duâsın alan olmaz iflâh
Vâlideyne sözümüz yok ammâ/ Arama gayride âsâr-ı vefâ”          
Bu beyitler, günümüz Türkçesiyle nesre şu şekilde çevrilebilir: “Baba ve annene saygı göster; yani onları aşırı derecede ağırla. Sakın anne-babaya itaatsizlik ve hürmetsizlik etme, asi olma! Tutalım, başına vursa bile 'üff' deme! (Burada İsra Suresinde bulunan şu mealdeki ayete işaret edildiği söylenebilir: “Rabbin kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf!' bile deme, onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” 17/23).  Her zaman onların rızasını elde etmeye bak! Pek yüksek Cennet yerde, yani annenin ayağı altında varmış... (Bu beyitte “Cennet annelerin ayakları altındadır” manasına gelen hadis kastedilmektedir). Bilesin ki, anne ve babanın (evlâdı hakkındaki) duaları, peygamberin duaları gibidir. (Bu beyitte “Ana babanın evlâdına duası, peygamberin ümmetine duası gibidir” mealindeki hadise telmih olunmaktadır). Kim onların duasını alsa kurtulur; bedduasını alan iflâh olmaz. Anne ve babaya sözümüz yok; ama başkasında vefa eserleri arama!..”
Naklettiğimiz beyitlerde işaret edilen ayet ve hadisler, anne, babaya hürmet ve itaatin, onların çocukları için ne kadar mühim bir vazife olduğunu isbat etmeye yeter. Hangi baba çocuklarından  saygısızlık ve isyankârlık görmek ister? Evlâdının kendisine saygısız ve asi olmasını istemeyen insan, kendi annesine, babasına saygılı ve itaatkâr olmalıdır...   

 

Bu yazı 2338 defa okunmuştur .

Son Yazılar