BİR REKLÂM DEYİP GEÇME ve AHLÂKİ HASSASİYET


BİR REKLÂM DEYİP GEÇME

Televizyonda bir reklâm.

Mutfakta yemek pişiren tanınan bir oyuncu reklam oyuncusu.

Tabii ki reklam saniyelerle yarışıyor.

Yemek şipşak pişiyor.

Ardından bir sünger darbesi tencere tertemiz.

Buraya kadar her şey normal gibi.

Ama o da ne! Pişirilen yemek bir karides hem de jumbo denilen pahalısından.

Benim vatandaşımın kaçı onu alabilir, belki de hiç yiyemeyenler vardır diye düşündüm.

Nasıl bir algı operasyonudur siz anlayın.

Belki de sosyete sofralarında olan bir yemeği size özendirerek reklâm ürününü önemli kılıyor.

Televizyonun ulaşamadığı yer yok gibi artık.

Memleketimin en ücra köşesinde, karla kaplı yolların geçit vermesini beklerken, bir köy kıraathanesinde, elinde bir kitap, dalgın dalgın geleceğini düşleyen gencin aklından geçenleri çok merak ederim.

Çok merak ederim benim insanım bu sabrın kaynağını nasıl keşfetmiş ve

kendi yaptığı sabunun suyu ile temizlediği tencerenin içinde ki tarhana çorbasını nasıl kendinden bilmiş. 

 

AHLÂKİ HASSASİYET

Ne güzel hasletlerimiz vardı.

Bırakın Ramazan’ları, sair günlerde dahi sokakta, bir şeyi göstere göstere yemekten utanırdı insanımız.

Açı var toku var, hastası var, hamilesi var derdi.

Fakiri var, yoksulu var derdi.

Biri Fatih Parkında, biri bir bakkalda iki olaya şahit oldum.

Fatih Parkında bir baba yanında ki oğluna elinde ki simidi aleni bir şekilde yiyen oğlunu uyarıyordu. “Oğlum alan var alamayan var, evde yersin” diyordu.

Bakkalda bir orta yaşlı hanım aldığı yiyecekleri şeffaf torbaya koyan esnaftan aldıklarını önce bir kâğıda sarmasını rica ediyordu. “Görünmesin” dedi. Şaşkın gözlerle bakan adama “alan var, alamayan var” diye izahatta bulunuyordu.

İşte bizim insanımız.

Olması gereken, olmamız gereken hâl.

Bu hassasiyette ki insanları bulmak zor dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Peki, o zaman böyle durumlarda biz nasıl davranıyoruz?

Sözüm meclisten içeri!

 

 

Emre Hanzade

[email protected]